Sağlıklı Bir Türkiye İçin

Koronavirüs salgınının ortaya çıkmasının üzerinden bir yılı aşkın, Türkiye’de ilk vakanın görüldüğünün ilanı üzerinden ise 10 ayın üzerinde bir zaman geçti.

Bu sürede üzerinde oynama yapıldığı ortaya çıkan resmi sayılara inansak bile 25 binden fazla yurttaşımız hayatını kaybederken 2 buçuk milyona yakını ise virüse yakalandı.

Hem sağlığımız bozuldu hem işimizden olduk hem de eğitim hakkımızdan mahrum kaldık.

Biz yaşam mücadelesi verirken iktidardakiler keyif çatmaya devam etti, bankalar rekor kârlar açıkladı.

Yalanlara alıştık, pandemi bir an önce bitsin diye bekledik. Sosyal mesafe dediler, dişimizi sıktık, sevdiklerimizden uzak kaldık. Evden çıkmayın dediler, temiz hava ihtiyacımızı erteledik, bekledik. Maske dediler, ihmal etmedik.

Biz görevimizi yaptık.

İktidardakilerse yalnızca kendilerini düşündüler. Turizm patronları için sınav tarihlerini ayarladılar, insanlar tatile gitsin diye sayıları gizlediler, açık açık yalan söylediler. Eğitim tüccarları senetlerini alabilsin diye uzaktan eğitim olacağını sakladılar. Patronlar rahat rahat işçi çıkarabilsin diye kararlar aldılar.

Biz sağlıklı bir Türkiye olsun diye bize düşen görevi eksiksiz yerine getirirken onlar bizimle dalga geçtiler. Her sabah mecburen işe gittik, boş otobüs bekleyin dediler. Evsiz kaldık, sokağa çıkma cezası kestiler.

Aşılar zamanında gelmedi, bırakın hesap vermeyi, lütfedip nedenini bile anlatmadılar. Nihayet aşı olabileceğiz dedik, sırada önümüze kaynayıverdiler.

Salgın bir vurduysa, bu iktidar da bin vurdu. Türkiye’nin sağlığı hepten bozuldu.

Bu şekilde devam edilemez. Bu yönetimle salgın bitmez.

Salgının sona erdirilmesi ve sağlıklı bir Türkiye için aşağıdaki 7 madde bir an önce hayata geçirilmelidir:

1. Salgın yönetimi emekçilere, sağlıkçılara ve bilim insanlarına devredilmelidir.

Salgının ilk günlerinden itibaren ortaya konan pratik Sağlık Bakanlığı’nın mevcut haliyle pandemi sürecini yönetme ehliyeti olmadığını göstermiştir. Halk sağlığını koruyacak önlemler yerine iktidarı aklamak için sistematik olarak üretilen yalanlar ve sermaye sahiplerinin kâr etmeye devam etmesini sağlamaya yönelik politikalar Türkiye için bir felakete dönüşmüştür. Yaşanan felaket yalnızca kötü yönetimle açıklanamaz. Türkiye’nin başına gelen, iktidardakilerin çıkarları için atılan adımların dolaysız bir sonucudur. Bu nedenle salgın yönetimi, Bilim Kurulu gibi tek işlevi iktidarın kirli politikalarına yönelecek tepkilere karşı hava yastığı görevi görmek olan yapılar dahil, tepeden tırnağa değişmelidir.

Salgının ülkemizin emekçi halkına daha fazla zarar vermesini engellemenin yolu çalışmak zorunda olduğu için salgından en çok etkilenen emekçilerin salgın yönetiminde yer almasıdır. Ayrıca yine bu çalışma zorunluluğu ve koşulları nedeniyle salgının merkez üsleri iş yerlerine dönüşmüş durumdadır. Emekçilerin korunması için atılacak adımlar toplumun tamamının salgından korunması için de yaşamsaldır. Yine salgının başından beri uyarıları dikkate alınmayan sağlık meslek kuruluşları ve onların bünyesinde yer alan uzmanlar salgın yönetiminde söz sahibi olmalıdır. Başta sendikalar olmak üzere işçi temsilcilerinin, sağlık alanında yer alan meslek odalarının ve uzmanların yer alacağı bir Salgını Önleme Komitesi oluşturulmalı, salgın yönetimi bütünüyle bu komiteye devredilmelidir.

2. Aşı bir haktır, hak ve özgürlükler herkes için eşit olarak uygulanmalıdır.

Riskli gruplara haklı olarak öncelik tanınırken daha az riskli grupların aşılanması mevcut aşı stokundan ötürü gecikmektedir ve enfeksiyon yayılımı o kişiler tarafından devam etmektedir. Ayrıca aşıların ne zaman geleceği, kaç adet alınacağı hiçbir biçimde belli değilken iktidar kanadından sürekli olarak birbiri ile çelişen açıklamalar yapılmakta. Bulaşıcılığın istenen ölçüde azalabilmesi için ise en kısa sürede etkinliği kanıtlanmış tüm aşı türleri yeterli miktarda temin edilmeli ve toplumun tamamına uygulanmalıdır. Aşı stokunun ve çeşitliliğin artırılması, yaşama ve sağlık hizmetine erişim hakkının aksamaması için olmazsa olmazdır.

Aşı temini konusunda sürekli kafa karıştıran iktidar bir yandan da kendisinin açıkladığı öncelikli olarak aşı yapılacaklar listesine uymamakta, topluma örnek olmak bahanesi ile iktidar partisinde yönetici olmak dışında herhangi bir kamusal görevi olmayan şahıslar listede kendilerinden önce aşıya erişmesi gereken milyonlarca yurttaşın hakkını gasp etmektedir. Aşılara hangi kesimlerin ne zaman ulaşabileceği konusunda somut bir planlama yapılmalı ve tüm detaylar kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu planın dışında hem devletin imkanlarıyla aşıya ulaşmak hem de bireysel olarak aşı alım-satımı yasaklanmalı; bu yasağa uymayanlar cezalandırılmalıdır. Sıralamayı bozan veya bozmaya teşebbüs eden kamu görevlileri görevden derhal el çektirilmelidir.

3. Tam bir şeffaflık sağlanmalı, aşı olma ihtiyacı halka doğru bir biçimde anlatılmalıdır.

Hiçbir biçimde şeffaf yönetilmeyen süreç ve ilgili bakanlığın onlarca başlıkta halka sistematik olarak yalan söylemiş olduğu gerçeği toplumda aşı çalışmalarına karşı ciddi bir güvensizlik yaratmıştır. Bu yalanları kendi iktidarlarını aklamak için söyleyenler ve söyletenler cezalandırılmalı, güvensizliği kırmak için ise pandemi konusunda tam bir şeffaflık benimsenmelidir.

Toplumun aşı çalışmalarına olan ihtiyacını anlatmak, bilimsel araştırmalara ve aşılara güveni yeniden tesis edebilmek için ise kamu eliyle bir seferberlik başlatılmalı; bir yandan aşıların içerikleri, hangi koşullarda üretildikleri, maliyeti, kimler tarafından nasıl taşındığı herkes için erişilebilir hale getirilirken bir yandan da aşıların faydaları ve salgını sona erdirmek konusundaki başarıları internet, televizyon, gazete ve hatta günlük tüketim ürünlerinin ambalajları kullanılarak tüm topluma benimsetilmelidir.

4. Emekçilere karşılıksız gelir desteği sağlanmalı, işten çıkarma gerçekten yasaklanmalıdır.

Koronavirüs salgınının emeğiyle geçinenlere etkisi bulaşarak sağlıklarını bozmakla sınırlı kalmamıştır. Başta pandemi öncesinde de kuralsız ve güvencesiz çalışmanın bir standart haline geldiği hizmet sektörü olmak üzere birçok çalışma alanı faaliyet gösteremez hale gelmiş, bu alanlarda çalışan emekçiler ve kendi hesabına çalışan küçük esnaf yoksulluk ve hatta açıkla baş başa kalmıştır. İktidarın dağıttığı krediler yalnızca sorunların birikerek ertelenmesine yararken; işten çıkarma yasağı adı altında ortaya çıkan ücretsiz izinler patronları kurtarmış, emekçilerin hayatını karartmıştır.

Bu süreçte işlerini kaybedenlerin kredi ve kart borçları, kira ve fatura gibi ödemeleri süresiz olarak dondurulmalı; salgın nedeniyle işini sürdüremeyen emekçilere karşılıksız gelir desteği sağlanmalıdır. Ayrıca ücretsiz izin uygulaması sona erdirilmeli, maaşı aksayanların tazminat gibi haklarının gasp edilmemesi için de önlem alınmalıdır. Yaşanan sorunların yükünü emekçilere yıkmakta ve kârlarına sıkı sıkıya sarılmakta ısrar eden işletmeler derhal kamulaştırılmalıdır.

5. Yüz yüze eğitim için plan yapılmalı, müfredat yeniden düzenlenmelidir.

Türkiye’de neredeyse bir yıldır ilkokulundan yüksek okuluna hiçbir öğrenci doğru düzgün eğitim alamamaktadır. Eğitim öğretim sürecinin yakın iletişimi ve insan etkileşimini gerektiren doğası bir yana, salgın sürecinde mecbur kalınan uzaktan eğitimin gerekleri bile yerine getirilememektedir. Eğitim kuruluşları bir bütün olarak sürece hazırlıksız yakalanmıştır. Ortaya konulan uzaktan eğitim anlayışı eğitimde eşitsizliği de pekiştirmiştir. Birçok öğrencinin bilgisayara, internete ve hatta ilgili televizyon kanallarına dahi erişimi yokken öğrencilerin ev ortamlarının uygunluğu, ailelerinin iş ve sağlık durumları gibi onlarca faktörde yaşanan sorunlar eşitsizliği pekiştirmiş, zaten pandemi öncesinde de yerlerde olan eğitim kalitesini neredeyse hiç noktasına taşımıştır.

Alınacak diğer önlemlerle birlikte yüz yüze eğitimin başlatılmasına yönelik bilimsel gerçekleri ve toplum sağlığını gözeten somut bir plan ortaya konulmalıdır. Ayrıca tüm düzeylerde eğitim müfredatı, pandemi döneminde verilen eğitimin kısıtları hesaba katılarak yeniden düzenlenmelidir. Yüz yüze eğitime geçişle birlikte geçmiş konular yeniden ele alınırken bu dönemde öğrencilerin ciddi bölümünün geri kalmış olacağı bilinmeli ve eşitliği sağlayacak destek önlemleri alınmalıdır. İleride yaşanması muhtemel benzer bir soruna hazırlık olarak da uzaktan eğitim süreci için tüm alternatifler en baştan değerlendirilmeli; eşitlikçi, gerçekçi ve işleyebilir bir B planı şimdiden oluşturulmalıdır.

6. Tüm sağlık kuruluşları kamulaştırılmalı, kamuya ait bir ilaç ve aşı endüstrisi kurulmalıdır.

Pandemi sağlıkta özelleştirmenin ve herkesin yalnızca kendi sorunları ile ilgilendiği sistemin iflasını gözler önüne sermiştir. Bireyin sağlığının toplum sağlığından ayrı düşünülemeyeceği, toplum sağlığının ve hastalık öncesi koruyucu önlemlerin tesis edilmesinin tüm bireyler için güvence anlamına geleceği ve aksinin nelere mal olacağı acı bir şekilde deneyimlenerek kanıtlanmıştır. Ülke çapında sağlık alanında herkesin ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabilmesi için sağlık sektöründe yer alan tüm kuruluşların büyükten küçüğe doğru olmak üzere kamulaştırılmasına acilen başlanmalıdır. Mevcut kurumların kamulaştırılmasına ek olarak halk sağlığı ve ilaç-aşı endüstrisinde daha yetkin merkezlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Başta daha önce kapatılan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün yeniden açılması olmak üzere Türkiye’nin ilaç endüstrisinde dışa bağımlılıktan kurtulması adına kamuya ait bir ilaç ve aşı endüstrisinin kurulması için çalışmalara başlanmalıdır.

Sağlığın meta haline getirilmesi ve satılması ülkemizin olduğu gibi tüm dünyanın da sorunudur. Koronavirüs aşısının patentlerinin ve üretim tekellerinin sınırlı sayıda işletmede bulunması nedeniyle birçok yoksul ülkenin aşıya erişmesinin uzun yıllar alacağı görünmektedir. Türkiye’nin kendi sorununu çözmekle yetinilmemeli; yabancı tekellerin mevcut aşıların patentlerini ellerinde tutmasına karşı uluslararası kampanyalar oluşturmalı, tüm aşıların üretim aşamalarının ve formüllerinin herkese açık ve herkes tarafından kullanılabilir olması hedeflenmelidir.

7. Önlemlerin etkisini artırmak için 3 hafta tam kapatma uygulanmalıdır.

Aşıların ortaya çıkmasından önce salgının kontrol altına alınabilmesi için tek yol olan tam kapatma, yani yaşamsal olmayan tüm sektörlerde çalışmanın yayılımı önlemek için tamamen durdurulması, hayata geçirilmemiş; patronların kârlılığının korunabilmesi adına binlerce yurttaşımız yaşamını yitirmiştir.

Yukarıda saydığımız önlemler tamamen alınsa dahi, yeterli sayıda aşıya ulaşımın ve aşıların uygulanabilmesinin ciddi bir zaman alacağı belli olmuştur. Hem geçecek olan bu sürede hastalıkları ve ölümleri azaltmak; hem de aşılanmanın başarısını artırmak için tam kapatma yeniden gündeme alınmalıdır. Yaşamsal sektörler dışında 3 haftalık bir tam kapatma uygulanmalı, bu süreç için düzgün bir planlamayla yurttaşların temel ihtiyaçlara eşit ve eksiksiz bir biçimde erişimi tesis edilmelidir.

“Sağlıklı Bir Türkiye İçin” 7 maddenin acilen uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Bu önerilerin daha fazla insanın imzasına sunulmak üzere yaygınlaştırılması ve hayata geçirilmesi için katkı koymak istiyorum.