Bakanlar değişti ama strateji aynı
İki önemli bakanlığın başındaki isimler değişti. İçişleri Bakanlığı’na Mustafa Çiftçi getirilirken, yeni Adalet Bakanı ise Akın Gürlek oldu. Mustafa Çiftçi, AKP dönemi için sıradan bir profil çizerken Gürlek için ise benzer bir değerlendirmeyi yapmak mümkün değil.
Bir önceki görevi olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde Akın Gürlek siyasi davalar ile birlikte anıldı. Öyle ki, İstanbul ile ilgisi olmayan konular bile onun başsavcılığı tarafından yargıya taşınarak siyasi tutuklamalar gerçekleştirildi. 19 Mart ile başlayan ve doğrudan seçme-seçilme hakkını hedef alan saldırıların altında da yine onun imzası vardı.
Düzen siyasetinin çeşitli kesimleri bakanlıklarla ilgili bu değişimleri kendileri üzerinden anlamlandırmaya çalışıyor. DEM çevresinden gelen yorumlar çözüm sürecini merkeze alırken CHP’liler ise mutlak butlan davası ile ilgili durumu öne çıkarıyorlar. Bu kesimlerin durumu nasıl değerlendirdikleri ise bir yerden sonra önemsiz. Bunu kendileri de bildikleri için mecliste yemin törenini engellemeye çalışırken kapalı kapılar ardında el sıkışıp tebriklerini iletebiliyorlar.
Önemli olan AKP’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğin yaşandığına dair hiçbir emarenin olmaması. Bir karşı-devrim iktidarı olan AKP, iktidarını sürdürmek için her zaman halka saldırmak zorunda. Bunu hangi siyasi isimlerle, hangi ittifaklara dayanarak ve nasıl yapacağı bir yerden sonra önemini yitiriyor. Yurttaşlık haklarımız hedefte ve yapılan tüm değişiklikler, atılan tüm adımlar bu hedef için gerçekleştiriliyor. Gürlek’in adalet bakanı olarak ilk çıkışlarından birisinin tutukluların savunma hakkını fiilen ortadan kaldırmaya yönelik olması rastlantı değil.
Karşı devrim saldırmaya devam edecek, emekçi halkın ona karşı örgütlü siyasi kuvvetini büyütmesi ise her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç.
Boğaziçi Üniversitesi’nde Erdoğan ablukası
Geçtiğimiz haftalarda kulüp odalarının kayyum rektörlük tarafından apar topar boşaltılmasıyla Boğaziçi’nde hareketli bir süreç başlamıştı. Bu sürecin hemen ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurt açılışına gelişi gerekçe gösterilerek Güney Kampüs’te adeta sıkıyönetim ilan edildi. Dersler iptal edildi; akademisyenlerin ve öğrencilerin kampüse girişi yasaklandı. Kuzey Kampüs’te ise ablukaya itiraz eden öğrenciler gözaltına alındı.
Kayyum rektörler aracılığıyla üniversiteleri doğrudan yöneten AKP iktidarı, son yılların en yoğun saldırıların hedefi olan Boğaziçi Üniversitesi’nde meşruiyet sorunu yaşamaya devam ediyor. Üniversite yönetiminin uzun yıllardır doğrudan iktidarın elinde olmasına karşın Erdoğan’ın okula gelebilmesi için akademisyenleri ve öğrencileri okuldan uzaklaştırmak zorunda kalıyorlar, program için dışarıdan “kitle” getiriyorlar.
Erdoğan’ın korkusu, Türkiye’de gençlik hareketinin taşıdığı potansiyeli bir kez daha gözler önüne seriyor. Karşı-devrim iktidarı, tüm baskı ve sindirme çabalarına rağmen gençliği ikna edemiyor, üniversiteleri büsbütün ele geçiremiyor.
Emperyalizm Küba’yı boğmaya çalışıyor
ABD emperyalizmi, sosyalist Küba’ya yönelik gayrimeşru ablukayı ağırlaştırıyor. Küba ile ticaret yapan ülkeleri ek gümrük vergileri ile hedef alan Trump yönetimi bununla da yetinmeyerek Küba’yı deniz ablukası altına aldı, Küba’ya petrol taşıyan gemilerin geçişini engellemeye başladı. Petrol sevkiyatı dahil her alanda dayanışma gösteren Venezuela’nın Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasından bu yana daha da zor durumda kalan Küba’da yakıt ve enerji darboğazı nedeniyle üniversiteler tatil edildi, hastaneler sağlık hizmeti vermekte zorlanmaya başladı. Havalimanında yakıt ikmali yapamaz hale gelen Küba’da uçak seferleri ve dolayısıyla en önemli gelir kaynaklarından turizm de kesintiye uğradı. Güneş panelleriyle elektrik üretiminde sağlanan artış Küba’nın enerji ihtiyacının çok altında. Çin ve Rusya Küba’ya desteği sürdüreceklerini açıkladılarsa da Küba’ya enerji krizine çözüm olacak bir destek ulaştırılmış değil.
ABD’nin Küba’ya yönelik kural tanımaz eylemleri açıkça hukuksuz ve sonuna kadar gayrimeşrudur. ABD emperyalizmi, kuklası Batista’nın diktatörlüğünde kumar ve fuhuş merkezine dönüştürülen Küba’nın devrimle ayağa kalkışını 67 yıldır hazmedemiyor. Küba nezdinde hedef alınan, bağımsızlık ve sosyalizm iradesidir. Kapitalist tekeller, çok sınırlı kaynaklarla özellikle eğitim ve sağlıkta yaratılan mucizeye ve halkını açlıktan, işsizlikten, sefaletten kurtarma başarısına artık tahammül etmek istemiyor. Emperyalist haydutun hedefi Küba’yı teslim olmaya zorlamak, Küba devrimini yenilgiye uğratarak insanlığa umut olan bir deneyimi ortadan kaldırmaktır. Daha önce de defalarca hedef alınan Küba, örgütlü halkın iradesiyle ayakta kalmayı başardı. Küba en ağır saldırıya da maruz kalsa, en ağır bedelleri de ödese Küba’nın temsil ettiği devrimci değerleri insanlığın bilincinden silemezler. İnsanlık emperyalizmi mutlaka yenecek, sömürü düzenine son verecek, sosyalizme yürüyecektir.

