İşsizlik fonu patrona akıyor
Yoğun sömürü altında çalışan emekçilerden işsizlik fonu adı altında kesilen paraların çoğu patronlar için kullanılıyor. DİSK Araştırma Merkezi’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin gerçekleştirdiği inceleme, işsizlikle mücadele amacıyla kurulan fonun kaynaklarının büyük bölümünün işsizlere değil, patronlara aktarıldığını ortaya koydu.
Araştırmaya göre, 2016–2025 arasındaki 10 yıllık dönemde İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) giderleri içinde işsizlik ödemelerinin payı yüzde 37,4’ten yüzde 31,7’ye gerilerken; doğrudan ve dolaylı patron teşviklerinin payı yüzde 20,3’ten yüzde 49,2’ye yükseldi. Son üç yıla bakıldığında ise İSF giderlerinin yalnızca yüzde 27’si işsizlik ödeneğine ayrılırken, patronlara yönelik doğrudan ve dolaylı teşvik ve desteklerin payı yüzde 54’ü aşmış durumda.
Rapora göre işsizlik ödeneğine erişim birçok işsiz için mümkün değil. Türkiye’de 3 milyon 98 bin resmi işsiz bulunmasına rağmen yalnızca 502 bin 425 kişi işsizlik ödeneğinden yararlanabildi. Bu verilere göre işsizlerin yüzde 83,8’i, yani yaklaşık 2,5 milyon kişi işsizlik ödeneği alamadı.
İşsizlikle mücadeleyi, sermayeye teşvik ve teşvikler üzerinden istihdam yaratma programlarına indirgeyen AKP, işsizlikle mücadeleyi dahi patronlar için maliyet düşürücü bir fon mekanizmasına dönüştürdü. İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının yüzde 38’i doğrudan patronlara teşvik olarak aktarılırken, işbaşı eğitim programları kapsamında yapılan ödemeler de sermaye açısından ucuz işgücü desteği işlevi gördü.
Emeklilere açlık uygun görülüyor
2026’ya girerken emekliye uygun görülen zam, bir “artıştan” ziyade emeklileri açık bir yoksulluğa itmenin ilanı oldu. TÜRK-İŞ verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30 bin 143 liraya ulaşmış durumda. Buna karşılık en düşük emekli maaşı ise 20 bin lira olarak belirlendi.
Üstelik bu tablo yeni de değil, yıllardır uygulanan neoliberal dönüşümün bir sonucu. Emeklinin “pastadaki payı” her geçen yıl adım adım azaltılıyor. Ortalama emekli aylığının kişi başına gelire oranı 2003’te yüzde 51 düzeyindeyken, 2025’te yüzde 28’e kadar gerilemiş durumda.
Emekliler yıllarca prim ödediği ülkede, ömrünün son dönemini yeniden iş arayarak geçirmek zorunda bırakılıyor. Öte yandan barınma krizi de aynı derecede emekliyi vurmuş durumda. Binlerce emekli, pansiyon odalarında, otogarlarda yaşıyor.
İktidar, emekliliği bir hak olmaktan çıkarıp ucuz emek deposunun bir parçasına çevirmeye çalışıyor. Emeklileri yoksullaştıranlarla emekçileri yoksullaştıranlar aynı. Yoksullaştırma programını “rasyonel politikalar” diye dayatanlara karşı, emekliyle çalışanı karşı karşıya getiren değil yan yana getiren bir hat örmek zorundayız.
Emeklilik en temel haklardan biridir ve diğer haklar gibi bu hakkı da yeniden kazanmak için örgütlü mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor.
İran’a emperyalist kuşatma
İran’da ABD-İsrail provokasyonları şimdilik durulmuş olsa da ciddi bir tehdit olmayı sürdürüyor. Esnaftan başlayarak halktan farklı kesimlerin ekonomik sorunlara ve yolsuzluklara karşı haklı tepkisiyle başlayan eylemler ABD-İsrail bağlantılı odaklar ve Şahçılar başta olmak üzere işbirlikçi unsurlarca maniple edilmeye çalışıldı, Suriye’den bildiğimiz IŞİD benzeri çeteler İran sokaklarında boy gösterdi.
İran’da mollaların egemenliğine dayalı teokratik düzenin baskılarına ve eşitsizliğe tepkilerin haklı bir zemini olsa da emperyalist propaganda makinesinin İran’a düşmanlığının nedeni bunlar değil, İran’ın ABD ve İsrail karşısındaki direnci. İran halkının tepkisini çeken yoksulluğun ve vurgunculuğun önemli kaynaklarından biri de İran’a aynı gerekçeyle uygulanan ekonomik yaptırımlar. Emperyalizme direnç gösteren ülkelerde Batı emperyalizminin tezgahladığı operasyonların ne kadar kanlı ve yıkıcı sonuçlar doğurabildiğini Suriye’de yıllardır görüyoruz. Ortadoğu halklarının kurtuluşu ABD-İsrail haydutluğunun yenilmesinden geçiyor.

