Mesleki eğitim değil, kölelik düzeni
AKP iktidarının meslek eğitimine çözüm diye sunduğu MESEM’lerde çocuklara yönelik hak ihlalleri durmak bilmiyor. Haftanın bir günü okulda geri kalanında ise geceli gündüzlü işte olan eğitim çağındaki çocuklar, fırsatçı patronların elinde iş güvenliği ve hak-hukuk olmaksızın çalıştırılıyor, şiddet görüyor, iş cinayetlerine kurban gidiyor. AKP iktidarı ise yandaş medyada çocuk işçiliği güzellemek ve MESEM’lerde sömürüye tepki gösteren gençleri tutuklamak dışında bir şey yapmıyor.
Meslek liselerini eğitim ile pratik iş deneyiminin bir arada yürüdüğü mekanlar olarak kurgulamak mümkünken iktidar bunu tercih etmiyor. İngiliz Mehmet’in kemer sıkma politikalarıyla yoksulluğa mahkum edilen halk çocukları yoğun sömürü ve kötü muamele altında alınacak üç kuruş harçlığa muhtaç ediliyor. Milyonlarca emekçiye ve onların çocuklarına insanca koşullarda eğitim alıp mesleki deneyim kazanmak değil, kötü muamele altında ezilerek hizaya gelmek reva görülüyor. Meslek eğitimi bahanesiyle çocuk işçiliğin kitabına uydurulmasından başka bir işe yaramayan MESEM sistemi, karşı-devrim iktidarının işçi düşmanlığının en büyük göstergelerinden birisi.
Sol ve sosyalizm karşıtlığı norm olmuş
AKP’nin siyasi operasyonuyla tutuklu yargılanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu, verdiği röportajda geçmişte komünizme karşı mücadele ettiği için pişman olduğunu belirterek “İstedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Malınıza mülkünüze el konuluyor” dedi. Baba İmamoğlu’nun yaklaşımı Türkiye’de siyasetin nasıl da farklı türden sağcılıklar arasında kıskaca alındığını bir kez daha hatırlatıyor.
Baba-oğul İmamoğluların eylem ve söylemlerinin birbirleri için bağlayıcı olmayacağı itirazları ise fazlaca iyimser. Ekrem İmamoğlu ilk siyasi formasyonunu ailesinden almış, yükseldiği konuma ailesinin sağladığı olanaklar ve ilişki ağlarıyla ulaşabilmiştir. Kişisel becerisiyle hızlı yol almış olması, sola ve işçi sınıfına karşı düşmanlık üzerinde yükselen milliyetçi-muhafazakar aile geleneğinin dışına çıktığı anlamına gelmiyor. Kendisini gayrimeşru bir yargı operasyonuyla hapse atan AKP’den yaka silken emekçilere kurtarıcı olarak pazarlanan İmamoğlu, özellikle emperyalist merkezlere yönelik çağrılarıyla Erdoğan’la benzer bir siyasi çizgiyi ifade ettiğini her fırsatta hatırlatıyor.
Halkın varlıklarına çökenler gericiler ve karşı-devrimcilerdir. Devrim ve sosyalizm “mala mülke el koymak” değil, emekçilerin alın teriyle var edilen zenginliğin gerçek sahiplerine iadesi demektir. Türkiye’nin kurtuluşu sağcılardan sağcı beğenerek değil, ülkenin gerçek sahibi olan emekçilerin kendi mücadelesiyle gelecektir.
İktidar içi çatışmaların gösterdiği: Bir düzen insanı portresi olarak Mehmet Akif Ersoy
İktidarın medya aygıtındaki önemli figürlerden biri olan Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklandı. Ersoy’a yöneltilen suçlamalar arasında “uyuşturucu madde kullanmak”, “uyuşturucu kullanımına yer ve imkan sağlamak” ve “çevresindeki kadınları cinsel ilişkiye sokarak menfaat sağlamak” gibi iddialar yer alıyor.
Operasyon kuşkusuz iktidar içi çatışmalarla oldukça bağlantılı. Nitekim soruşturmanın önceki iktidar içi operasyon davalarıyla bağlantılandırılması da bunu güçlendiriyor. O halde bir kez daha hatırlamakta fayda var: Türkiye’de iktidar bloku tüm bileşenleri ve taraflarıyla birlikte bir karşı-devrim iktidarıdır. Haliyle burada bir tarafı diğerine tercih etmek, “ehven-i şer” aramak, anlamsız olduğu kadar yanlıştır da. Elbette bu iktidar içi çatlakların önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu çatlakları büyütmenin yolu, iktidarın bütününe karşı mücadeleyi yükseltmekten geçmektedir.
Öte yandan bu operasyonla ortaya çıkan iddialar, düzenin yozlaştırıcı etkisiyle ilgili önemli bir gösterge. Patronaj ilişkileri, uyuşturucu kullanımı ve cinsel istismar; bunlar yalnızca AKP’li bir “medya prensi”nin değil, aslında bir düzenin portresidir.

