İçeriğe geç

Kahrolsun ABD! Kahrolsun İsrail!

Emperyalist haydutlar iş başında

ABD ve İsrail, haftalar süren askeri yığınak ve küstah tehditlerin ardından İran’a emperyalist saldırıyı başlattı. İran’ın üst yönetim kadrosuna yönelik suikastlarda dini lider Ali Hamaney ile Devrim Muhafızları Komutanı ve Genelkurmay Başkanı dahil pek çok İranlı yetkiliyi katleden ABD-İsrail ikilisi savaş suçu işlemekten de çekinmiyor. Minab kentinde bir kız okulunu bombalayan ABD ve İsrail, 7-12 yaş aralığında 100’ün üzerinde kız çocuğunu öldürdü. İran’ın bölgede gerilimi düşürmek için müzakereye şans verdiği günlerde gelen gayrimeşru saldırı, emperyalistlerin dilinde müzakere ve diyaloğun oyalama ve aldatmacadan ibaret olduğunu da bir kez daha kanıtladı.

ABD-İsrail ikilisinin emperyalist saldırısı hukuksuz ve gayrimeşrudur. Bölge ve dünya barışına yönelik tehdit İran’dan değil, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizminden gelmektedir. Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana direnişi hedef alan emperyalist güçler özellikle Suriye’nin düşmesinden bu yana iyice pervasızlaşmış, bölgede direnişi tamamen tasfiye etmek için İran’ı hedef almaya başlamıştır. Hedef alınan, İran’ın varlığı ve egemenlik hakkıdır. Emperyalist saldırı öncesinde açıkça ABD-İsrail planları doğrultusunda hizalanan siyasi güçler ise emperyalizmin ve Siyonizmin piyonlarıdır.

Trump liderliğindeki pedofili çetesinin sözcülerinin de küstahlıkla ifade ettiği gibi ABD emperyalizmi bölgede egemen uluslar değil uşaklıktan öteye gidemeyecek kabileler istemektedir. İran’ın doğu sınırındaki iki komşusu olan Pakistan ile Afganistan arasında sınır anlaşmazlıkları ve etnik gerilimlerin tetiklediği savaş da emperyalist müdahalelerin harekete geçirdiği kriz dinamiklerinden biridir ve bölgede meşru egemenlik haklarına yönelik saldırıların bölge halklarını ne kadar kanlı ve yıkıcı bir kaosa sürükleyebileceğinin örneği olarak dikkate alınmalıdır. Lideri Ali Hamaney suikastla katledilen ve varlığı hedef alınan İran’ın emperyalizme ve Siyonizme direnişi haklı bir direniştir ve bölgedeki ABD, İsrail ve İngiliz varlıklarına yönelik misillemeleri de meşru müdafaa kapsamındadır.

İran’ın emperyalizme ve Siyonizme karşı haklı direnişinin yanındayız. Kardeş İran halkını hedef alan ABD’nin Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki tüm üslerine derhal el konulmalı, tüm ABD askerleri sınır dışı edilmelidir.

Düzen muhalefeti kargayı kılavuz edinmiş

CHP’de Genel Başkan Özgür Özel ile tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu arka arkaya Tanıl Bora’nın Cereyanlar kitabını okuduklarını açıkladı. Bu açıklamaların tartışma yaratması ve Tanıl Bora ile yazarı olduğu Birikim dergisine yönelik eleştirileri hatırlatması ise şaşırtıcı değil. Ana muhalefetin iki önemli liderinin “okuma tercihi” açıklamaları kişisel beğenileri değil, kamuoyuna verilmek istenen siyasal ve ideolojik mesajı ifade eder. Özel ve İmamoğlu kanalıyla CHP, AKP’nin Türkiye’de yarattığı karşı-devrimci yıkımla barışıklığını, dolayısıyla karşı-devrim sınırları içinde siyaset yapmaya devam edeceğini teyit etmiştir. Bunun eleştirilmesi doğal ve gereklidir.

Birikim dergisi ve Tanıl Bora dahil bu dergiyle özdeşleşmiş, derginin yayınevinin yönetim kadrosunda etkili olan figürlerin suçları saymakla bitmez. Derginin piyasaya çıktığı 70’li yıllarda gücünün doruğunda olan Türkiye sosyalist hareketine anti-Sovyetik ideolojik referanslar aşılama misyonuyla devamında AB-ABD menşeli fonlarla semirerek sivil toplumculuğun, kimlikçiliğin, iktidar hedefine reddiyenin ve “post-Kemalizm” etiketi altında Cumhuriyet düşmanlığının bayraktarlığını yapma tercihleri arasında tutarlılık var. Yetmez ama Evetçilik, AKP’den ve İslamcı ideologlarınden demokrasi ve özgürlük ummak, AKP ve Fethullahçı çeteye muhalif olan herkesin sahte delillerle hedef alındığı Ergenekon kumpas davasına destek, AKP tarafından katledilen devrimci öğretmen Metin Lokumcu’ya atılan “kendisi değilse de çevresi Ergenekoncu” iftirası ve daha sayısız suç da Birikim adına hata değil, bu çizginin gereği olmuştur. Siyasal alanla doğrudan ilgisi olan alanlarda yayıncılık yapan Birikim’in külliyatı, siyasal-ideolojik tutumunun dolaysız ürünü ve tam da bu tutumdan kaynaklı sığlık ve çarpıtmalarla malul. 

Bugün düzen muhalefeti AKP’nin çizdiği siyasal-ideolojik sınırlar içinde söylem geliştirmekte, AKP’nin hukuksuz ve gayrimeşru baskılarını Batı’ya ve patronlara şikayet ederek çıkış aramaktadır. CHP’nin siyasal çizgisi ve bu umutsuz arayış açısından Tanıl Bora ve Birikim “yerinde” bir referanstır. Türkiye’nin kurtuluşu AKP’yi ve karşı-devrimini tüm dayanaklarıyla reddeden, siyasal-ideolojik üretimini de devrim hedefiyle anlamlandıran bir mücadele çizgisinden geçmektedir. Birikim ekolünün düşünce hayatımızda yarattığı tahribatın panzehri de bu çizgidedir.

Laikliği savunmak zorunluluktur

Karşı-devrimci AKP iktidarı, laikliğe yönelik pervasız saldırganlığını sürdürüyor. MEB’in okullara gönderdiği genelgeyle çocuklardan ibadetlerini belgelemelerini istemesi ve 168 aydının yayımladığı “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisinin Erdoğan tarafından hedef gösterilmesiyle başlayan süreç tırmanarak devam ediyor. Son adım ise bildiri imzacılarının ifadeye çağrılması oldu.

Şüphesiz AKP’nin bu saldırganlığı rastlantısal değil. İktidar, toplumsal meşruiyetini her geçen gün biraz daha yitirirken gericiliğe sığınmayı bir hayatta kalma refleksi olarak kullanıyor. Dahası AKP iktidarının laikliğe yönelik “istikrarlı” saldırıları yeni de değil. Kurulduğu günden beri değişmez ajandalarından biri. Üstelik bu saldırılar bir yandan toplumsal yaşamın dönüşümünü hedeflerken, öte yandan laiklik kavramının içini boşaltmayı da amaçlıyor. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Laiklik, toplumsal alanın tamamının dini ideolojiler tarafından değil, akıl ve bilim tarafından düzenlenmesi demektir. Cemaatlerin devlet içinde örgütlendiği, eğitimin tarikatlar arasında paylaştırıldığı, çocukların bilimsel eğitim yerine gerici müfredata mahkum edildiği bir ülkede laiklikten söz edilemez.

Ne yazık ki sosyalist solun bir kısmı da laikliği savunmanın önemini yeterince kavrayabilmiş değil. Laikliği savunmak bir tercih meselesi değil, Türkiye’nin kurtuluşu için zorunluluktur. Bilimsel eğitim hakkından yoksun bırakılan çocukların geleceği, şiddete ve baskıya maruz kalan kadınların özgürlüğü, işçi sınıfının gericiliğin pençesinden kurtulması; bunların hepsi laik bir toplumsal zemini zorunlu kılıyor.

Çözüm ise amasız fakatsız laik bir duruş ve bu duruşu siyasal alanda örgütleyecek bağımsız bir kuvvetten geçiyor. AKP’yi ve onun hizmetinde olduğu gerici düzeni yenebilmek için laiklik mücadelesini emek mücadelesinden, yurtseverlikten ve anti-emperyalizmden ayırmayan devrimci bir hattın örülmesi şarttır.