İçeriğe geç

Emperyalistlere Güven Olmaz

Suriye’de ABD cihatçılarla yürüyor

Suriye’de kontrol haritası ve siyasi-askeri dengeler kısa süre içinde HTŞ lehine değişti. Yaşananlar ABD-İsrail ikilisinin Suriye’deki tercih değişikliği ve gizli ya da açık hamleleriyle ilgili. Geçmişte omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG’ye verdiği destekle Suriye’de sahada olan ABD, emperyalist planlara direndiği için hedef aldığı Baas iktidarının devrilmesiyle birlikte tercihini cihatçı HTŞ’den yana yaparak SDG’yi ortada bıraktı.

AKP sözcülerinin iddiaları bir yana, Suriye’deki gelişmeler ABD ve İsrail’in desteğiyle gerçekleşti. Dolayısıyla AKP ve HTŞ’nin İran’a yönelik emperyalist kuşatmaya dair ABD ve İsrail’e büyük vaatlerde bulunduğu açık. AKP iktidarı bir kez daha Yeni Osmanlıcı fantezilerle Türkiye’yi ateşe atmakta, emperyalistlerin bölge halklarına karşı işlediği suçlara ülkemizi ortak etmektedir.

Suriye’de ortaya çıkan tabloda uzun bir süredir kaderini Suriye’nin bağımsızlığı yerine ABD planlarına bağlayan PYD/YPG çizgisinin de sorumluluğu vardır. ABD direktifleri doğrultusunda Suriye’nin petrol, tahıl ve su kaynaklarına el koyan PYD liderliği bu politikasıyla Baas iktidarının çökertilmesi ve HTŞ çetelerinin iktidara taşınması planına ortak olmuş, Suriye’de Alevi ve Dürzilerin ardından Kürtleri de katliam tehlikesiyle karşı karşıya bırakan tablonun parçası haline gelmiştir. Emperyalistlere güvenmenin sonu yıkımdır, bedeli ise halkın sırtına yüklenmektedir.

Trump’ın küstahlığı sınır tanımıyor

Geçtiğimiz hafta yapılan Davos Zirvesi, emperyalist-kapitalist sistemin derinleşen krizini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Kanada Başbakanı’nın “Kurallara dayalı dünya düzeni bir kurguydu, artık bu yalanı sürdüremeyiz” itirafını yaptığı zirvede ABD Başkanı Trump da Batılı ortaklarına yönelik pervasız tehditlerine devam etti. “İstediğim sadece bir parça buz ama vermiyorlar” diyerek Grönland ısrarını sürdüren Trump, AB liderlerini ek vergi tehditleri eşliğinde aşağılamayı sürdürürken Avrupalı muhatapları ise sızlanmaktan ve “Grönland’ı Rusya’ya karşı korumak” gibi tuhaf saptırmalardan başka bir yanıt veremedi.

Diğer taraftan, Trump’ın Davos’ta ilan ettiği ve AKP hükümetinin de imzacısı olduğu “Barış Kurulu”, emperyalizmin kavramları nasıl tersyüz ettiğinin ibretlik bir örneği. BM’yi baypas eden ve Trump’ın Gazze’ye el koyma planındaki kural tanımaz tüccar zihniyetini uluslararası ilişkilerin bütününe yansıtan bu yapı, özünde yeni savaşların ve emperyalist müdahalelerin koordinasyon merkezi olarak kurgulanıyor. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi tüm dünyada “Amerikan Barışı” üzerine kurulan planlar sadece yıkım ve aşağılanma getiriyor.

İşçi sınıfı sefalet ücretlerini reddediyor

Türkiye işçi sınıfı, 2026 yılını sefalet ücretlerine karşı hak mücadeleleriyle karşıladı. Patronun TÜİK enflasyonunun bile altında kalan yüzde 28’lik zam teklifini kabul etmeyen Migros depo işçileri, ülke genelinde pek çok noktada direnişe geçerek hizmet üretimini durdurdu. İşçilerin talebi ise net ücretlerde yüzde 50 zam ve vergi farkının da patron tarafından karşılanması.

Metal sektöründe ise işçilerin taleplerini bir nebze yansıtan toplu iş sözleşmeleri imzalanırken farklı işletmelerde direnişler de sürüyor. MESS ile sektörde örgütlü üç sendika arasında görüşülen ve 200 işletmede 150 binin üzerinde işçiyi ilgilendiren 2025-27 dönemi Toplu İş Sözleşmesi, geçtiğimiz hafta imzalandı. Grev kararlarının ardından imzalanan ve işçilerin talebini görece yansıtan sözleşmeyle birlikte metal sektöründe ikramiyeler dahil ortalama net ücret 71 bin TL olurken Mart ayında devreye girecek ikinci altı ay zammıyla birlikte bu tutar 79 bin 500 TL’ye yükselecek, sosyal haklar dahil yıllık kümülatif ücret artışı ise yüzde 47,81 olacak. Kocaeli Gebze ve İzmir Aliağa’da üretim yapan Smart Solar’da da grev bu hafta itibarıyla 100 günü dolduracak.

Mehmet Şimşek programıyla sefalete mahkum edilen emekçiler, kârlarına kâr katan patronların dayattığı sefalet ücretlerini kabul etmiyor. İşçi sınıfı örgütlü hareket ettiği her noktada dayanışmasını büyüterek daha fazlasını almayı başarıyor. Patronların ve onların temsilcisi iktidarın dayattığı soygun ve sömürü düzenine karşı örgütlü mücadeleden başka yol yok.