Komisyondan ortaklık çıkmadı
Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz yıl mecliste yaptığı çıkışla başlayan süreç temelinde toplanan komisyon, rapor taslağını onayladı. Rapor taslağına muhalefette yer alan DEM ve CHP tarafından kimi eleştiriler yöneltilse de her iki parti de rapora evet oyu verdi. 50 kişilik komisyonda birer milletvekiliyle temsil edilen EMEP ve TİP ise benzer gerekçeleri sunarak hayır oyu kullandı. Meclis muhalefeti rapor taslağında yer alan ifadelere ve dile odaklansa da başından beri asıl tartışılması gereken sürecin kendisiydi.
Bu sonuca nasıl gelindi, onu anlamak için sürecin başına dönmek gerekiyor. Bahçeli’nin çıkışını Suriye’nin düşüşünün hemen takip etmesi elbette rastlantı değildi. Zaten iktidar medyasını da uzun süre silah bırakma çağrısının YPG’yi de kapsayıp kapsamadığı tartışmaları meşgul etti. Konu hiçbir zaman Türkiye’nin önemli meselelerinden biri olan Kürt Sorunu’nun çözümü değildi. Taraflar, bölgede hız kazanan emperyalist operasyona hazırlanmak amacıyla masaya oturdu. Ortak zemin, sorun çözme hedefi değil, emperyalist yağmadan pay kapma arayışıydı.
Diğer taraftan komisyonun ne tartışacağı en başından itibaren belirsizdi. Sürece rıza üretmesi beklenen meclis çalışmaları, bölgedeki belirsizliğin çözülmesini de beklemek zorundaydı. Sürecin önemli bir bölümü, ne söyleyeceği zaten belli olan kesimlerin dinlenmesiyle geçti. Bu süreçte gerçekleştirilen kapalı toplantılar ise gerçek tartışmaların halktan kaçırıldığını gösteriyordu. Suriye’de denklemin HTŞ ve AKP lehine değişmesi ile birlikte ise komisyon hız kazandı ve muhalefet partilerinin eleştirilerinden anladığımız üzere iktidar kanadının beklentilerini yansıtan bir raporla noktalandı. Sonuç olarak komisyon, sürece toplumsal destek ya da rıza üretme işlevini yerine getiremedi.
Toplumsal meşruiyet üretilemeden tamamlanan bu sürecin bundan sonrası ise en az başı kadar muğlak. Hatta üzerinde ortaklaşılmış bir aşamasının olup olmadığı bile belli değil. CHP ve DEM’in görece sert eleştirilerine rağmen evet oyu vermeleri ise bu belirsizliğin yaratacağı muhtemel tıkanmaların siyasi sorumluluğunu üstlerine almama isteğinden kaynaklanması olası. Muhalefetteki DEM dışındaki partilerin komisyonun amacı konusunda başından beri tutarsız olduğu ise oldukça açık. Bir yandan konunun Anayasa tartışmasına gelmesini istemediklerini beyan ederken bir yandan da raporun anayasal yurttaşlık konusundaki talepleri içermemesini eleştirerek bu tutarsızlıklarını sürdürüyorlar. DEM tarafı ise kendi siyasi gücünü artırdığı her durumda AKP-MHP ve emperyalistlerin kuvvetlenmesini hiçbir biçimde sorun etmediğini ve etmeyeceğini göstermiş oldu.
Tüm bu tutarsızlıkların ortak paydası şu: tarafların hiçbiri zeminin kendisini sorgulamıyor. Komisyon masasında ya da emperyalist saldırı planı çerçevesinde kurulan herhangi bir zeminde halkın kazanabileceği hiçbir şey yok. Bu zemindeki her deneme hem ülkemizde hem bölgemizde farklı halklar arasında düşmanlığın körüklenmesiyle, emekçilerin birbirlerini boğazlamasıyla sonuçlanacaktır. Kürt sorunu ancak ve ancak emperyalizme karşı kararlı bir eşitlik mücadelesi ile birlikte çözülebilir. Ortadoğu halkları arzu ettikleri barışa emperyalistleri ve onların işbirlikçisi olan tüm sömürücüleri yurtlarından kovarak erişebilir.
Çocuklar üzerinde ibadet baskısı
AKP iktidarı, eğitimde gerici dayatmalara devam ediyor. MEB’in okullara gönderdiği Ramazan Genelgesi ile bir ay boyunca okullarda dini etkinlik yapılması, öğle aralarının ibadet saatlerine göre düzenlenmesi ve ibadet etmek isteyen öğrencilere rehberlik verilmesi istendi. Kimi okullarda ise öğrencilere çetele dağıtılarak Ramazan boyunca oruç tutup tutmadıkları günleri ve hangi gün hangi dini ibadetleri yaptıklarını işlemeleri istendi. Bu uygulama eğitim hayatının dinselleştirilmesine, öğrencilere dini dayatmada bulunulmasına yöneliktir. AKP’li bakan açıkça laik eğitimi hedef almakta, çocuklar üzerinde ibadet baskısı oluşturulmasını ve fişleme yapılmasını teşvik etmektedir.
Çocuk ya da yetişkin hiçbir yurttaş ibadet baskısına maruz bırakılamaz, inanç ve ibadetle ilgili tutumunu beyan etmeye zorlanamaz. Çocuklar söz konusu olduğunda konunun daha hassas olduğu açıktır. Devletin görevi öğrencilerin ibadetinin çetelesini tutmak değil parasız, nitelikli, bilimsel, laik eğitim vermektir. AKP iktidarı ise bu görevi yerine getirmek bir yana, toplumu gericileştirmek için çocukları hedef almaktadır. Okullardaki ibadet baskısı ile eş zamanlı olarak yandaş medyada dini inançlar üzerinden kışkırtıcı yayınlar yapılması ve laiklik savunusunun AKP’li Cumhurbaşkanı düzeyinde hedef alınması da tesadüf değildir. AKP karşı-devrim projesini ve emekçi halkı yoksullaştırmaya yönelik soygun düzenini sürdürebilmek için toplumu gericileştirmek zorundadır. Karşı-devrim iktidarına karşı bir adım geri çekilmeyeceğiz, laikliği savunacağız.

