Göçmen Sorununa Devrimci Çözüm

  1. Ülkemizde göçmen krizinin içine girdiği çıkmaz ve bununla bağlantılı toplumsal sorunlar kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Göçmen krizinin kaynağı, dünyanın dört bir yanında her gün daha fazla göçmen yaratan emperyalist-kapitalist sistemin kendisidir. Türkiye’nin göçmen sorunu ise ülkemize bu adaletsiz sistemin hiyerarşisindeki yerinden hareketle biçilen “Avrupa’nın sınır bekçiliği” rolünün ve bu rolü harfiyen yerine getiren iş birlikçi AKP iktidarının eseridir.
  2. Ülkemizdeki mülteci nüfusun büyük çoğunluğunun kökenleri olan Suriye ve Afganistan’ın emperyalist merkezlerin siyasi ve askeri müdahaleleri ile istikrarsızlaştırılmış ülkeler olması tesadüf değildir. Her iki ülke de on yıllar boyunca emperyalist güçlerin hedefi olmuş, bizzat emperyalistler tarafından silahlandırılıp dünya halklarının başına bela edilen cihatçı çeteler tarafından istila edilmiştir. On yıllardır Türkiye’yi yöneten farklı iktidarlar, bu ülkelere karşı işlenen suçlara ortak olmuştur.
  3. AKP iktidarı Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlığın başından itibaren ABD emperyalizminin gönüllü tetikçiliğini yapmış, Suriye’ye karşı işlenen suçların tamamında ya bizzat fail ya da suç ortağı olmuştur. Ülkemizi Suriye halkına kan kusturan cihatçı çetelerin çöplüğüne çevirip çetelerin yetersiz kaldığı yerde doğrudan işgalci olan AKP iktidarı, Suriye’nin ekonomik varlıklarının yağmalanmasına da iştirak etmiştir. Suriye’den ülkemize yaşanan göçmen akını, AKP’nin saldırgan dış politikasının doğrudan sonucudur.
  4. Emperyalist merkezler, askeri ve siyasi müdahalelerle hedef aldıkları ülkeleri aynı zamanda maddi ve beşeri kaynaklarından da yoksun bırakarak çöküşe sürüklemektedir. Öncelikle eğitimli nüfus ve sermaye ülkesinden çıkışa zorlanmakta, ekonomik ve sosyal açıdan zayıf düşürülen ülkeler kolay lokma haline getirilmeye çalışılmaktadır. Aynı emperyalist merkezler, çöküşe sürüklenen ülkelerden gelecek mülteci akınını ise Türkiye gibi emperyalist-kapitalist sistemin hiyerarşisinde görece alt sıralarda bulunan ülkelere yıkmayı tercih etmektedir.
  5. AKP iktidarının Suriye örneğinde resmen, Afganistan örneğinde ise fiilen uyguladığı “açık kapı” politikası, emperyalist-kapitalist sistemin mantığı içinde Türkiye’ye biçilen rolle ilgilidir. Suriye’nin çökertilmesinde ABD ile birlikte hareket eden AB ülkeleri, Suriye’nin insansızlaştırılmasını da içeren bu politikanın doğrudan sonucu olan mülteci akınından azade kalmak istemekte, iş birlikçi AKP iktidarına yıllık birkaç milyar Avro karşılığında sınır bekçiliği yaptırmaktadır.
  6. AKP’nin göç politikası insani kaygılara değil gerici, iş birlikçi ve pragmatik hedeflere dayanmaktadır. AKP bir yandan emperyalist planlara eklemlenerek Yeni Osmanlıcı fantezilerini hayata geçirmeye çalışırken diğer yandan da göçmen akınını ekonomik avantaja çevirmek adına ikili bir yol izlemektedir. “Geçici koruma” mevzuatına dayandırılan ticari teşviklerle Suriye sermayesini Türkiye’ye çekmeye çalışan iktidar, büyük bölümü kayıt dışı çalışmaya zorlanan farklı kökenlerden göçmen işçileri ise ucuz iş gücü haline getirmektedir. Aralarında çok sayıda çocuk işçi de bulunan göçmen işçiler fırsatçı patronlar tarafından kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır.
  7. AKP’nin göç politikası gerçekçilikten ve sürdürülebilirlikten uzaktır. Ev sahipliği yapabileceği mülteci sayısı ve mültecilerle doğrudan ilgili olan eğitim ve sağlık başta olmak üzere temel hizmetlere erişim, çalışma hayatına katılım, entegrasyon, halk sağlığı vb. konularda hiçbir projeksiyon geliştirmeden izlenen politika tıkanma noktasına gelmiştir. Ülkenin birçok noktasında demografik yapının ani değişimi ve emek piyasasında altüst oluş gibi sonuçlara yol açan bu tıkanma hali, mültecilerin yanı sıra onlarla birlikte yaşayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını da etkilemekte, emekçi halk arasında mülteci düşmanlığının yayılmasına zemin hazırlamaktadır.
  8. Türkiye halkının düzensiz göçmenlerle ilgili belirli güvenlik kaygıları taşıması olağandır. Düzensiz göçe göz yumulduğu, göçmenler yeterince kayıt altına alınmadığı için göçmenlerin karıştığı adi suçlarla mücadele oldukça zorlaştığı gibi Türkiye cihatçı çetelerin de faaliyet ve örgütlenme alanına dönüştürülmektedir. İnsani kaygılarla kendi ülkelerini terk ederek Türkiye’nin yolunu tutan göçmenler ile cihatçı çete unsurları birbirinden ayırt edilmeli, çete unsurlarının sızmalarına karşı mücadele edilmeli, çetelerin ülkemizdeki faaliyetleri engellenmelidir.  
  9. Ankara’nın Altındağ ilçesinde lince dönüşen mülteci ve yabancı düşmanlığı kaygı verici boyuta ulaşmıştır. Yaşananlar Türkiye halkının anlaşılır kaygılarının değil, örgütlü bir ırkçı kışkırtmanın sonucudur. Belirli sosyal medya hesapları uzun süredir sistematik olarak mülteci düşmanlığını besleyecek olan yalan haberler yaymakta, toplumu mültecilere karşı bilinçli olarak kışkırtmaktadır. Bu kışkırtmalara muhalefet adına konuşan farklı partilerden düzen siyasetçileri de ortak olmuştur. Halkımız kışkırtmalara gelmemeli, öfkesini savaştan kaçmış insanlara değil, sorunun kaynağı olan emperyalist merkezlere, göçmen emekçileri kölelik koşullarında çalışmaya zorlayan fırsatçı patronlara ve sorunu içinden çıkılmaz hale getiren iş birlikçi AKP iktidarına yöneltmelidir.
  10. Mülteci krizinin kesin çözümü, sürekli mülteci üreten emperyalist-kapitalist sistemin ortadan kalkması ile mümkün olacaktır. İnsanlığın tüm büyük sorunları gibi göçmen sorununun çözümü de ancak devrim ve sosyalizm ile mümkün olacaktır. Devrimciler bu gerçeğin unutulmasına izin vermeyecek, emperyalizme ve onun iş birlikçisi AKP iktidarına karşı mücadeleyi sürdürecektir.
  11. Kangren haline gelmiş olan göçmen sorununun kontrol altına alınması için atılması gereken adımlar bellidir:

a.Türkiye’nin yeni göçmenler yaratan emperyalist planlara ortak edilmesi engellenmelidir.

b. Türkiye’yi AB’nin sınır bekçisi ve tampon bölgesi haline getiren Geri Kabul Anlaşması tek taraflı olarak feshedilmelidir.

c. Ülkemizdeki göçmenlerin gönüllü geri dönüş koşullarının yaratılması için başta Suriye olmak üzere meşru hükümetlerle doğrudan temas kurulmalı, geri dönüş bu hükümetlerle birlikte planlanmalı, çöküşe sürüklenen ülkelerin yaralarını sarmaları için karşılıklı yararı esas alan iş birliklerine gidilmelidir.

d. Türkiye’nin göçmen sorununun asıl çözümü göçmenlerin güvenli, özgür ve insani koşullarda ülkelerine geri dönüş koşullarının yaratılması olsa da göçmen nüfusun 5 milyonu aştığı ve yakın coğrafyamızdaki güvenlik sorunları göz önüne alındığında bunun bir anda ve sorunsuz gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle ülke topraklarındaki tüm göçmenler kayıt altına alınmalı ve ulusal bir göç politikası oluşturulmalıdır.

e. Türkiye’nin ulusal göç politikası göçmenlerin entegrasyonu ve insani yaşam koşullarına kavuşturulmaları adına gerçekçi bir planlamaya dayanmalı, entegrasyonda Cumhuriyet’in temelini oluşturan çağdaş değerleri esas almalı, göçmenlere kendi hak ve yükümlülüklerinin yanında Türkiye’nin hukuki düzeni, sosyal yaşantısı ve kültürel normları gibi temel konularda rehberlik hizmeti içermelidir.

f. Göçmenlerin kayıt dışı ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılması engellenmeli, çocuk işçiliğe karşı etkin önlemler alınmalı, çalışma yaşındaki göçmenlere kayıtlı ve insani koşullarda çalışma olanağı sağlanmalıdır.

g. Sosyal medya dahil tüm platformlarda örgütlü ırkçı kışkırtma içinde olan, linç ve yağmaya katılan kişi ve gruplar tespit edilerek cezalandırılmalıdır.