İçeriğe geç

Hayat Devrimcileri Çağırıyor

Düzen siyaseti çatırdıyor

Geçtiğimiz hafta düzen siyasetinde yaşanan gelişmeler, bir taraftan bu siyasetin içine sürüklendiği çözülemez derin krizlere işaret ederken, diğer taraftan bu krizleri aşacak devrimci bir siyaseti göreve çağırıyor.

Karşı-devrimci AKP iktidarı, belediyelere yönelik operasyonlarına geçtiğimiz hafta da el yükselterek devam etti. İlk olarak Üsküdar Belediyesi’ne geniş çaplı bir operasyon yapıldı ve Belediye Başkanı Sinem Dedetaş dahil 4 kişi tutuklandı.  Ertesi gün ise bu kez Etimesgut Belediyesi’ne yapılan operasyonda, aralarında Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun bulunduğu 55 kişi gözaltına alındı. Operasyonlar olmadan ayakta kalamayacağını bilen iktidar, adeta bir bağımlı gibi saldırdıkça saldırıyor. Buna düzen muhalefeti cephesinden ise esaslı bir yanıt gelmiyor, gelemiyor. Çünkü düzen muhalefeti, 19 Mart’tan bu yana halkın ortaya koyduğu muazzam tepkiyi bir mücadele hattına dönüştürmek yerine bu enerjiyi soğuran bir yol izledi. Doğal olarak halkın ilgisi de mücadelesi de gün geçtikçe azaldı. Halksız kurulan bu sahneden ise geriye biçimsiz bir kayıkçı kavgası kaldı.

Operasyonlar sürerken AKP’nin düzen muhalefetinden belediye başkanı transferleri de devam ediyor. Tuzla, Çekmeköy ve Şile Belediye Başkanları AKP’ye geçerken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da aynı yolu izleyeceği iddiaları dillendirilmeye başlandı. Tıpkı belediye operasyonları gibi ilkesiz transferler de artık kanıksanmış durumda. AKP’nin iktidar olanaklarından faydalanarak seçimle alamadığı belediyelere tehdit ve şantajla el koyma girişimlerinin gayrimeşru olduğu açık. Fakat seçimlerle kazanılan bu belediyelerin böylesine kolay el değiştirmesinde düzen muhalefetinin rolü üzerine de düşünmemiz gerekiyor.

Düzen muhalefetinin başka ambalajlarla sunduğu ve köşe başına oturttuğu isimlerin çoğu, kendi kişisel ikbalinden başka bir şey düşünmeyen figürlerden oluşuyor. Haliyle açığı bulunan ya da haksız suçlamalar karşısında dik duracak omurgadan ve siyasi netlikten yoksun bu isimler, ilk baskıda soluğu AKP’de alıyor. Belli ki AKP, hem iktidarını uzatmak hem de pek çok alanda olduğu gibi yolsuzlukta da tekel olmak istiyor. Bunun için seçimle alamadığı belediyeleri zorbalıkla ele geçirip buralarda dönen ranta el koymaktan ve bunun üzerinden yapacağı güç gösterisinden medet umuyor.

Düzenin krizi, iktidar içi çatışmalarla da kendini gösteriyor. İktidarın medyadaki en rezil isimlerinden Cem Küçük, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Arkasına zorba iktidarı alarak asıp kesen, önüne geleni hapisle tehdit eden tetikçilerin tutuklanmasının ardından pek çok yurttaşın içinin soğuması oldukça anlaşılır. Fakat AKP yargısının Cem Küçük’ten ve tüm suç ortaklarından, yıllarca işledikleri suçların hesabını sormayacağı açık. İktidar içi odaklara yönelik bu tutuklamaların pek çok ayrıntısı karanlıkta kalsa da, bunlar temelde iktidar blokunun dayandığı siyasi zeminin sürdürülemez hale gelmesinin ürünü. Kendi tetikçisini herkesin göreceği bir biçimde harcamak zorunda kalan bir iktidar, gücünün değil sıkışmışlığının resmini veriyor.

Bütün bu görüntüleri yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo tesadüfi değil, hepsi aynı krizin farklı belirtileri. Halksız bırakılan siyaset ciddi bir inandırıcılık sorunu yaşıyor. Ne operasyonlar iktidara meşruiyet kazandırabiliyor ne de düzen muhalefeti bunların karşısına esaslı bir yanıtla çıkabiliyor.

Düzen, kendi krizine kendi araçlarıyla bir çözüm üretemiyor. Tarih ise bu çözümsüzlükten doğan boşluğu dolduracak iradeyi bekliyor. Hayat, bir kez daha devrimcileri göreve çağırıyor.

Kalkınma Yolu Yeni Osmanlıcılığa çıkıyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Ankara ziyaretinde imzalanan anlaşmalarla resmen başlayan Kalkınma Yolu Projesi, AKP iktidarının Türkiye’yi İran karşıtı cepheye sürüklediği koşullarda hayata geçiyor. İmza töreninde Irak tarafından kaynaklanan aksaklıkta bir Iraklı bakanın İran’la angajmanının etkili olduğu iddiası gündeme gelirken AKP medyası genel olarak İran’la rekabeti öne çıkarmayı tercih etti. Güneydoğu Asya ve Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan ticarette Irak-Türkiye hattının önem kazanmasına yönelik 17 milyar dolarlık kara ve demiryolu yatırımını içeren ve Irak’tan Türkiye’ye günde 1 milyon varil petrol akışının sağlanması hedefiyle birlikte ele alınan proje, Türkiye ile Irak arasında ekonomik bağları güçlendirmenin yanı sıra bölgesel dengelerde de kaymalara yol açma potansiyeline sahip. Körfez-Avrupa arası ticareti kolaylaştıracak olan Kalkınma Yolu’nun kıtalar arası ticarette İran’dan geçen hatların önemini de azaltacağı öngörülüyor. Kafkaslardan geçen Zengezur Koridoru’nun AKP iktidarının da katkısıyla “Trump Koridoru”na dönüştürülerek ABD’ye ipotek edilmesiyle birlikte düşünüldüğünde sürecin İran’ı izole etme çabalarının parçası haline getirilmeye çalışıldığı görülüyor.

Türkiye’nin komşularıyla ekonomik, stratejik, kültürel ve sosyal boyutlarıyla ilişkilerini güçlendirmesi kendi başına elbette eleştiri konusu olmaz. Tersine, Türkiye komşularıyla dostane ilişkiler kurarak bölgesel bağları güçlendirmeli ve emperyalizmin tüm uzantılarıyla bölgeden kovulmasının zeminini oluşturmalıdır. Sorun Türkiye-Irak ilişkilerinin gelişmesi değil, AKP’nin Amerikancı ve yayılmacı stratejisidir. AKP iktidarı Filistin hamasetini bırakmazken İsrail’le iş tutmayı sürdürmekte, Gazze’de işlenen insanlık suçuna ortak olmaktadır. İran’a yönelik emperyalist savaşın başından bu yana Kürecik radar üssü ABD-İsrail saldırganlığına hizmeti sürdürmüş, AKP’nin Dışişleri Bakanlığı İran’a ABD’ye teslim olmasını telkin etmiş ve işbirlikçi Körfez hükümetleriyle birlikte İran’ın meşru müdafaasını kınayan utanç bildirisine imza atmıştır. AKP iktidarı, İran’la ittifak içinde olan ve Gazze’de soykırımın başlangıcından itibaren dayanışma gösteren Yemen’e karşı Suudi Arabistan öncülüğünde kurulmakta olan deniz koalisyonuna da katılma kararı alarak bir başka utanca ortak olmuştur.

Öte yandan Amerikan Barışı’yla ilgili konular da aynı çerçevede ele alınıyor. İmza töreni için Ankara’ya gelen heyette yer alan Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan AKP’li Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüştü. Görüşmenin konusu kamuoyuna açıklanmadıysa da fesih ve çerçeve yasanın ardından Kandil’deki PKK unsurlarıyla ilgili Irak’taki hukuki sürecin gündeme gelmiş olması muhtemel. Ticaret Bakanlığı raporlarında projenin başarısı için güzergahta güvenlik ve istikrarın önemli olduğu vurgusu, iktidarın iki süreci birlikte ele aldığını ortaya koyuyor. Sürecin bir diğer muhatabı olan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), Türkiye-Irak arası son dönemde öne çıkan iki ayrı ekonomi gündeminde de denklemin parçası. IKBY’nin Kalkınma Yolu güzergahında bölgesel yönetimin önemli ticaret merkezlerinin baypas edilmesinden endişe ettiği dile getiriliyor. Türkiye’nin Kuzey Irak petrolünü Bağdat’ı baypas ederek satın almasıyla ilgili Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nden ülkemiz aleyhine çıkan 1 buçuk milyar dolarlık tazminat cezasını ödemek istemeyen AKP iktidarı, cezanın muhatabının IKBY olduğunu iddia ediyor. Gerek Amerikan Barışı gerekse bu iki anlaşmazlıkla ilgili ayrıntılar, çok taraflı bir pazarlığın konusu olmayı sürdürecek. AKP iktidarının tüm sorunlara “ABD’yle tam uyum” önceliğiyle yaklaşması, tüm bu gündemlerin emekçi halkın kaybetmeye mahkum olduğu bir düzleme sıkışmasına yol açıyor.