AKP yoksullaştırdı, düzen siyaseti istismar etti
Butlan CHP’sinin İstanbul’da üye katılım toplantısı için cast ajanslarından figüran topladığının ortaya çıkması, Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin beceriksizliğinin ötesinde düzen siyasetinin halka biçtiği rolü açığa çıkarmıştır. Yoksullaştırılan halk, izleyici rolüne itilmek istenmektedir.
İşsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler ile birlikte farklı uyruklardan göçmenin bu tabloya eşlik etmesi; ülkemizin bir sığınmacı hapishanesine ve göçmenler için ucuz emek cehennemine çevrildiğini de bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
Siyasal alan sermayenin, tarikatların, çetelerin, aşiret liderlerinin, dalkavukların ve butlancıların, özetle emekçi halk dışında herkesin oyun alanı haline getirilirken halka da yoksulluk ve figüran rolü dayatılıyor. Holdingler zenginleşirken, ülkemiz NATO’cuların elinde bölgesel planlarda pay kapmaya sürüklenirken, gericilik toplumsal alanı bütünüyle kuşatırken halktan olan biteni oturup izlemesi bekleniyor. Dahası, kendisine sunulan sefaleti kabullenmesi ve hatta muhtaç edildiği sefalet ücretlerinin de kendisini düzen siyasetine bağlayacak bir prangaya dönüşmesi umuluyor.
Halk bu denkleme sığdırılamıyor. AKP eliyle yürütülen karşı-devrimci dönüşüm, her kritik dönemeçte karşısında emekçi kitleleri buluyor. Buna karşın halkın AKP iktidarı karşısında arkasına dizildiği düzen aktörleri her fırsatta Erdoğan iktidarı ile uzlaşmanın ve denge kurmanın yolunu arıyor.
Düzen siyasetinin haini de döneği de satın alınmışı da bir gün ak dediğine öbür gün kara diyeni de bitmiyor. Bu durumun nedeni tek başına ilgili kişilerin ahlaki sorunları değil. Bu insan profilini öne çıkaran temel faktör, ufku kapitalizmin ötesine geçemeyen siyasi projelerin çevresine sadece rantçıları, fırsatçıları ve siyaset tüccarlarını toplaması.
CHP içerisinde butlancı çizginin ortaya çıkması ve merkeze taşınması, hukuki bir operasyonun ötesinde sınıfsal ve programatik kökenlere dayanmaktadır. Atama yoluyla ele geçirilen partinin yerine yenisini kurmak da aynı şeyi deneyip farklı bir sonuç ummanın ötesinde bir gelecek vadetmemektedir. Yeni Parti’nin kurucu kadrolarının önemli bölümü Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin girdiği gericilik, sermaye ve emperyalizmin ihtiyaçlarına hizalanma rotasını da desteklemiş isimlerdir. Hatta bir bölümü doğrudan doğruya bu rota tarafından öne çıkarılmıştır.
Çözüm, çürüyen ve çürüten düzene sırtını dönmekten geçmektedir. Halkın siyasi seçeneğini yaratılmalı, siyasetin halksızlaştırılması çabasına devrimci bir çıkışla yanıt verilmelidir.
MESEM sömürüsü üniversiteye taşınıyor
Liselerde Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çocuk emeğinin sınırsız sömürüsünün önünü açan düzen üniversitelere de taşınıyor. Geçtiğimiz hafta Yükseköğretim Kurumu (YÖK) tarafından yapılan açıklamaya göre, üniversite öğrencilerinin eğitim süreçlerinin bir dönemini doğrudan iş hayatında geçirecekleri İşletmede Mesleki Eğitim (İME) programı için pilot uygulama önümüzdeki dönem başlayacak. Pilot uygulamanın öncelikle önlisans öğrencilerini kapsayacak olması ise projenin MESEM’de elde edilen sömürü olanaklarını yükseköğretim alanına taşımayı hedeflediğini gösterir nitelikte.
Üniversite eğitiminin ciddi sorunlar taşıdığı, mesleki eğitimde yetersiz kalındığı ve mezunların gerçek proje deneyimi olmadan mezun oldukları bir gerçek. Ancak piyasanın yarattığı çürüme nedeniyle büyüyen bu sorunun çözümünün yine öğrencilerin piyasanın acımasız koşullarına teslim edilmesi ve notlarının patronlar tarafından verilmesi olmadığı açık. Eğer bu proje tamamıyla hayata geçerse tıpkı MESEM’de olduğu gibi, öğrenciler sınıf geçmeyi belirleme dahil yetkilerle donatılmış patronların eline teslim edilecek. Üniversite öğrencileri çok daha yoğun sömürü koşullarına daha mezun olmadan alıştırılacak, üniversite mezunlarının daha kötü koşullarda çalıştırılmalarının da önü açılacak.
Üniversite eğitimindeki sorunların kaynağı gericilik ve sermaye düzenidir. Eğitim sürecindeki sorunların çözümü için öncelikle merkezi planlama ile ülkenin ihtiyaçları saptanarak bölüm ve kontenjanlar belirlenmeli. Eğitim her düzeyde eşit, bilimsel ve parasız hale getirilmeli ve mesleki eğitimde öğrenciler, kamu projelerinde doğrudan yer alabilmeli. Bu gerçek ıskalanarak yapılacak her türlü değişiklik hem üniversite eğitiminin niteliğini daha da düşürecek hem de üniversite mezunlarının şimdikinden daha kötü koşullarda çalışmasına ve işsizlik sorunu ile daha fazla boğuşmasına yol açacaktır.
ABD savaşı bölgeye yayıyor
İran’a yönelik emperyalist savaş, istikrarsız müzakere molaları eşliğinde beşinci ayı doldurdu. Trump’ın NATO zirvesi vesilesiyle ülkemizdeyken verdiği saldırı emrinin ardından yeniden tırmanan çatışmalar, emperyalizmin çıkmazlarını da insanlık için oluşturduğu tehdidin büyüklüğünü de bir kez daha ortaya koymuştur. İran’ı teslim almak için başlattıkları haksız savaşta hiçbir hedeflerine ulaşamayan ABD-İsrail ikilisi yenilgiyi kabullenememekte, stratejik hedefi belirsiz saldırılarla bölgeyi kontrolden çıkmaya müsait bir savaş döngüsüne mahkum etmektedir. Emperyalistlerle aleni işbirliği yapan yönetimlerin topraklarındaki ABD üslerine yönelik İran misillemelerinin düzeyi, salt askeri değil siyasi sonuçlar da doğurmaktadır. Emperyalizm yenilmez değildir ve ABD işbirlikçiliği, bölge ülkelerini daha da güvensiz ve saldırıya açık hale getirmektedir. Bu gerçek elbette ülkemizi de ilgilendirmekte, ülkemiz adına da çıkarılacak dersleri ortaya koymaktadır.
Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik hava ablukasını sürdürmeye yönelik saldırganlığının iki ülke arasında tetiklediği askeri gerilim, bölgede emperyalist müdahaleler sonucunda harekete geçen fay hatlarından bir diğerine işaret etmektedir. Amerikancı Suudi yönetimi yakın geçmişte iç savaşa sürüklediği ve kanlı saldırılar yaptığı Yemen’i bir kez daha Amerikan çıkarları için hedef almaktadır. Bölgede emperyalist ve Siyonist saldırganlığın kapsamı genişlemekte, ülkemiz de ne yazık ki NATO-ABD üsleri ve AKP iktidarının işbirlikçiliğiyle bu tablonun parçası haline getirilmektedir. Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki tüm NATO-ABD üslerine el konulmalı, tüm ABD askerleri sınır dışı edilmelidir.

