Emperyalizm güvenilmezdir
İran’a emperyalist saldırının 40. gününde 15 günlük karşılıklı ateşkes ilan edildi. Hafta sonu İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in başkanlık ettiği iki ülke heyetinin Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yaptığı ilk tur müzakere ise anlaşmaya varılmaksızın sona erdi. Bu aşamada ateşkes sonrası bir yana, ateşkesin 15 gün sürüp sürmeyeceği bile belirsiz. Buna karşın İran’ın sergilediği etkili direnişin ABD-İsrail planlarını bozduğu ve emperyalist merkezleri tavize zorladığı açık. Trump’ın tutarsız açıklamalar ve küstah tehditlerle görüntüyü kurtarmaya çalışsa da ateşkese mecbur kalan taraf ABD oldu. İran ise sahada oluşturduğu denge ile hem müzakerenin içeriğine hem de ABD heyetinin bileşenine dair kimi şartlar öne sürerek bunları bir düzeyde kabul ettirebildi. İsrail’in Lübnan’da ateşkesi ihlal ederek savaş suçu işlemeyi sürdürmesi, emperyalist-Siyonist savaş koalisyonunun aldığı darbeleri gizlemeye ve tabloyu değiştirmeye yetmiyor.
İran’a emperyalist saldırının bugüne kadarki seyrinden çıkarılacak iki temel ders var. Bunlardan ilki, emperyalistlere asla güvenilmeyeceği ve ABD’ye yanaşmanın güvenli bir tercih olmadığı. Ülkelerini ABD üslerine açan ve emperyalizmin korumasından medet uman Körfez gericiliğinin içine düştüğü durum, ABD’ye teslim olanın hem onurundan hem de güvenliğinden olacağını gösterdi. İkinci önemli ders ise halkı dışarıda bırakan denklemlerin yenilmeye mahkum olduğu. İran halkının gerçek sorunlarını bombalar ve gayrimeşru dayatmalarla manipüle edebileceklerini sanan emperyalistler, İran halkının yurtseverliğine yenildi. ABD-İsrail haydutluğunu alkışlayacağı sanılan İran halkı, ülkesini hedef alan emperyalist saldırıya karşı canı pahasına kenetlenerek ABD’nin kurduğu oyunu bozdu. Bu iki dersten ülkemize çıkan pay belli: Türkiye ABD emperyalizminin vurduğu prangalardan kurtulmalı, NATO’dan çıkarak tüm üslere koyup ülkemizdeki yabancı askerleri derhal sınır dışı etmelidir. ABD karşısında dayanılacak yegane kuvvet, örgütlü halkın bağımsız ve özgür yaşama iradesidir.
Düzenin krizi MHP’yi sarstı
MHP’de Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter’in istifasıyla görünür hale gelen iç sorunlar büyüyor. İstanbul’da partinin il yönetimi ile birlikte 39 ilçenin tamamında yönetimin genel merkez tarafından görevden alınması ve başka il ve ilçe yönetimlerinin de görevden alınabileceği iddiaları, konunun belirli isimler arasındaki kişisel sürtüşmelerle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Parti içi bir tartışmanın çeşitli çıkar amaçlı suç örgütleri ve ilgili parti yöneticilerinin adlarının karıştığı suç ve saldırı iddialarıyla ilişkilendirilerek gündeme gelmesi, MHP’nin siyasi kültüründen ve parçası olduğu ilişki ağlarından bağımsız değil. Bununla birlikte MHP içinde ayyuka çıkan sorunlar, MHP ötesinde iktidar blokunun yaslandığı siyasi zeminin aşınmasının ürünü.
İktidar bloku, bir dizi gerekçeyle toplumsal rıza üretmekte zorlanıyor. AKP ve MHP’nin toplumsal tabanı dahil emekçi halkın geniş kesimlerinin itirazına karşın uluslararası finans tekellerini önceleyen Mehmet Şimşek programı, iktidar blokunun toplumsal desteğini aşındırıyor. Ortadoğu’daki çatışmalardan NATO içi çatlaklara dış gündemlerin tamamında emperyalist merkezleri memnun ederek ABD desteğiyle iktidarda kalma stratejisi ise karşı-devrim iktidarı adına beklenen sonuçları vermekten uzak. Bölgesel arka planı da olan gerilimleri ABD himayesinde yatıştırmaya yönelik İmralı süreci, zaten çürük bir temel üzerine kurulduğu için iktidar blokunun arkasındaki toplumsal desteği büyütmüyor. Keza emperyalist saldırganlık karşısında İran ve müttefiklerinin haklı direnişi de AKP iktidarının temel meşruiyet kaynağı olarak gördüğü ABD-İsrail belirlenimli bölgesel denklemi sarsıyor. MHP’de kamuoyuna yansıyan kriz, bu aşamada pek çok ayrıntısı karanlıkta kalsa da temelde iktidar blokunun dayandığı siyasi zeminin sürdürülemez hale gelmesinin ürünü. Karşı-devrim iktidarından kurtuluşun yolu, bu iktidarın dayanaklarının bütününe saldırarak krizi derinleştirmekten geçiyor.
Yalçın Küçük’ün mirasını devrime taşıyacağız
Ülkemizin en önemli aydınlarından Yalçın Küçük, ardında büyük bir külliyat ve mücadele mirası bırakarak 87 yaşında aramızdan ayrıldı. 60 yıldan uzun bir süre boyunca sürekli mücadelenin içinde olan Yalçın Hoca, üretkenliği ve direngenliğiyle Türkiye devrimci hareketine ışık oldu. DP diktatörlüğüne karşı 28-29 Nisan eylemleriyle başlayan mücadelesini kendi deyişiyle “ağaçların bile sola eğildiği” 1960’lı yıllarda önce planlamacı ardından da akademisyen ve yazar kimliğiyle, Türkiye’de sosyalist düşünceye ufuk açıcı katkılar yaparak sürdürdü. Aydın geleneğimizin mücadeleci yanını sahiplendi, bu mücadeleciliği düşünsel derinlikle zenginleştirerek ileri taşımak için büyük bir gayret ve yaratıcılıkla çalıştı. Sosyalist deneyimleri, devrimciliği ve sınıfsal bakışı savunarak sosyalist mücadelenin teorik ufkunu genişletti. Devrim arayışından hiç vazgeçmeyerek ülkemizde her kuşaktan sosyalistin iktidar perspektifini ve parçası olduğu tarihsel mirası içselleştirmesine katkıda bulundu.
Mücadelenin ön safında yer alma kaygısıyla yaşamının farklı dönemlerinde farklı teorik ve siyasal vurgular yapan Yalçın Küçük, bu dönemlerin tümünde Cumhuriyet ve sosyalizmde ısrar etti. Farklı dönemsel ihtiyaçlar ve önceliklerle yaptığı kimi tahlilleri sorgulamak mümkün olsa da devrimi arayan bir aydın olarak aydın olmanın ölçütlerinin belirlenmesi ve devrimci mücadelenin ekseninin netleştirilmesi adına vazgeçilmez katkılar yaptı. 1980’li yıllardan beri ülkemize ağır bedeller ödeten 12 Eylül ve AKP dönemlerinin karşı-devrimci niteliğinin saptanmasındaki teorik katkıları ile bu iki dönemin sembol davaları olarak Aydınlar Dilekçesi ve Ergenekon kumpası gibi süreçlerdeki dik duruşu yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Yalçın Hoca’mızın değerli mirasını ondan devraldığımız düşünsel üretkenlik ve cüreti sürdürerek, devrim için kavgayı büyüterek yaşatacağız.

