Amerikan Barışı usulen meclise getirilen çerçeve yasa ile yeni bir aşamaya geçmektedir. İçerik itibariyle Yeni Osmanlıcı bir düzlemde ilerleyen süreç, yöntem bakımından ise kurulan mekanizmalardan yürütülme biçimine tüm unsurlarıyla halkı dışarıda bırakmaktadır. ABD emperyalizminin kontrollü çekilme sürecinde bölgede daha fazla hareket alanı bulan işbirlikçi güçlerden biri olarak ana taşeronluk mevkiine yerleşmek için hamle yapan karşı-devrim iktidarı, İran’ın kuşatılmasında daha etkin bir rol üstlenmeye yönelik adımlarını hızlandırırken Kürt ulusal hareketini Yeni Osmanlıcılığa eklemlemek adına da kritik bir viraja girmiştir. Siyasi ve hukuki açılardan ciddi bir dönüşüme işaret eden yasal düzenlemede meclisin tamamen formalite gereği ve noter rolüyle sınırlı olarak devreye girmiş olması da AKP’nin kurmaya çalıştığı halksız siyaset denklemiyle uyumludur.
Çerçeve yasa, AKP iktidarının bölgede İran’ı kuşatma planlarında İsrail’den rol çalmaya yönelik girişimlerinin peş peşe geldiği bir döneme denk düşmektedir. İki hafta önce ülkemize gelen Irak heyetiyle gündeme gelen kapsamlı işbirliklerini İran karşıtı bir denkleme yerleştirme çabasını gizlemeyen AKP, geçtiğimiz hafta ise Pakistan ve Suudi Arabistan’la karşılıklı askeri savunma yükümlülüğü öngördüğü belirtilen Mekke Anlaşması’nı imzalamıştır. İran’a karşı mezhepçi bir vurgu yapmak adına Mekke’de imzalandığı görülen anlaşmada ülke adı zikredilmeksizin her türlü saldırıya karşı ortak savunma vurgusu yapılsa da esas hedefin İran olduğu açıktır. Keza Amerikancı Suudi yönetiminin gerek Yemen’i hedef alan saldırganlığında gerekse İran’ın bu ülkedeki ABD üslerine yönelik meşru müdafaa kapsamındaki misillemelerinde bu anlaşmayı gündeme getirmesi sürpriz olmayacaktır. Bu noktada AKP iktidarı adına “ana taşeron” mevkii için bölgenin bir diğer Amerikancı gücü olan İsrail’le rekabet de söz konusudur. Siyonizmin kontrolsüz saldırganlığa dayalı stratejisindeki tıkanmayı fırsata çevirmeye çalışan AKP, mezhepçi bir ittifak ekseniyle İran’ı kuşatacak farklı bir ağırlık merkezi yaratmaya çalışmaktadır. ABD hegemonyasının gerilediği ve emperyalizmin krizde olduğu koşullarda zemin bulan AKP-İsrail rekabeti, Amerikancı cephe içi alan kapma mücadelesinden ibarettir. Siyonizm gibi Yeni Osmanlıcılık da Amerikancı ve halk düşmanı bir projedir.
Yaşanan süreç, Kürt ulusal hareketinin de inisiyatifin AKP’de olduğu bir düzlemi kabul ederek Yeni Osmanlıcılıkla tam uyumlu hale gelmesini içermektedir. Emperyalistlerin hedefindeki İran ve Yemen’in yanı sıra Gazze, Lübnan ve Irak’ta emperyalist-Siyonist ittifakına pürüz çıkaran yurtsever direniş güçlerinin tamamı kriminalize edilerek her anlamda “silahsızlandırılmaya” çalışılırken bölgedeki ABD “müttefikleri” de yeni görevlere talip olmaktadır. Bu süreçlerin tümünde ABD ile işbirliği yaparak aferin alan ve sömürge valisi Tom Barrack’ın ifadesiyle ABD’den “meşruiyet” alan AKP iktidarı, hizmetinin karşılığını Kürt sorunu bağlamında da almaya hazırlanmaktadır. Suriye’yi çökertmeye yönelik 14 yıllık kuşatmanın önemli bir bölümünde ABD’nin kara gücü olarak hareket etmeyi tercih eden Kürt ulusal hareketi, ABD’nin tercihlerinin değiştiği tabloda Yeni Osmanlıcılığa eklemlenerek denklemde kalmaya çalışmaktadır. Emperyalizmle işbirliğine dayalı stratejilerin tamamı halka karşıdır ve çıkışsızlığa mahkumdur.
Çerçeve yasanın hazırlanış ve mecliste ele alış biçimi, Amerikan Barışı’nın ruhuna da uygun olarak AKP’nin halkı siyasal alandan tamamen tasfiye etme hedefine uygun olmuştur. DEM Parti’nin ABD ve AKP ile bağları bilinen milletvekillerinden Cengiz Çandar, yasa teklifi henüz meclise gelmemişken “içeriğini yalnızca Erdoğan, Kalın ve Öcalan’ın bildiğini” açıklayarak meclisin noterden ibaret olduğunu açığa vurmuştur. Yetkisiz ve etkisiz meclisi ve kendi parti grubunun mekanizmalarını bile hiçe sayan iktidar, siyasi ve hukuki önemi ortada olan bir yasayı açık siyasi tartışma kanallarından kaçırarak tamamen kapalı çalışan mekanizmalarla oluşturmuştur. AKP ve MHP gruplarının içeriğini görmedikleri yasa teklifine firesiz imza vermeye zorlanmaları ve diğer partiler üzerinde de aynı baskının kurulmaya çalışılması, formalite gereği başvurulmak zorunda olunan mecliste göstermelik tartışmalara dahi tahammül olmadığını ortaya koymuştur. Nitekim TBMM Adalet Komisyonu’nda başta Selahattin Demirtaş olmak üzere siyasi tutukluların birden fazla bağlayıcı yargı kararına rağmen kapsam dışı bırakılması gibi tutarsızlıkların dile getirilmesine iktidar temsilcilerinden önce DEM Parti yetkililerinin laf yetiştirmesi de bütünüyle sürecin mantığına uygundur. Kürt ulusal hareketi Yeni Osmanlıcılığa eklemlenirken sürecin siyasi tartışma konusu olmasına ve halktan arındırılmış siyaset denklemi açısından pürüz yaratabilecek olasılıklara da AKP iktidarıyla aynı tepkiyi göstermektedir.
Yaklaşık iki yıldır yürütülmekte olan süreç, adlı adınca Amerikan Barışı’dır ve hedefi de silahların susması değil, doğrultusunun değişmesidir. İçeriği gibi yöntemi de ABD’nin çizdiği çerçeveye oturmakta, Tom Barrack’ın bölgemize reva gördüğü “müşfik monarşi” modelini esas almaktadır. Halkımız, evlatlarını Amerikan çıkarları için cepheye sürme planlarını mutlaka bozacaktır.

