CHP’ye kayyum
İktidarın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırıları geçtiğimiz hafta bir başka boyuta taşındı. Daha önce muhalif belediyeleri hedef alan yargı sopası bu kez de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimini hedef aldı.
AKP yargısının verdiği ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan mutlak butlan kararının ardından bir süredir AKP ile eşgüdümlü çalışan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP yönetimine getirildi. Mevcut yönetim ise genel merkez binasından polis saldırısı ile çıkartıldı.
Yargı saldırısının bir gün öncesinde Trump ve Erdoğan’ın konuştuğunun ortaya çıkması ise saldırının karşı-devrim süreci ile olan doğrudan ilişkisini gösterdi.
Her şey açıktır: AKP, emperyalist vahşetin Türkiye şubesidir. Kemal Kılıçdaroğlu ise AKP’nin CHP kolları başkanıdır. Bu odakların ne hukuki ne de siyasi hiçbir meşruiyeti yoktur.
Halkı hesaba katmayan tüm siyasal hamleler mutlaka boşa çıkartılacaktır. Halk kirli oyunları bozacak, AKP’yi onun hamileri ile birlikte yurdumuzdan kovacaktır.
Keyfi kapatmayı üniversite öğrencilerinin mücadelesi engelledi
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararla Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni kaldırılmıştı. TMSF’nin el koyduğu Can Holding’in bünyesinde yer alan ve 9 aydır kayyum tarafından yönetilen üniversite için, eğitim dönemi devam ederken bir gecede kapatılma kararı alınmış oldu.
Karşı-devrim iktidarının cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle olağan hale getirdiği keyfi uygulamalar, bir kez daha gençliği ve eğitimi hedef aldı. İktidara geldiği günden bu yana eğitimi niteliksiz ve eşitsiz koşullara mahkum eden AKP, geleceksizlikle boğuşan gençliği bu kez de ağır bir belirsizliğin içine sürükledi.
Ancak kararın açıklandığı ilk andan itibaren okuluna, kampüsüne ve geleceğine sahip çıkan öğrenciler, ortaya koydukları direnişle bu keyfi uygulamanın geri çekilmesini sağladı. Böylece haklarımızı savunmanın ve geleceğimizi kazanmanın yolunun yan yana durmaktan, birlikte mücadele etmekten geçtiği bir kez daha ispat edildi.
Epsteinciler Küba’yı yok etmek istiyor
ABD emperyalizmi, sosyalist Küba’ya yönelik saldırganlığa devam ediyor. Küba’da enerji darboğazına yol açan yasa dışı deniz ablukasını sürdüren ABD yönetimi, bir “iddianame” hazırlayarak Raul Castro’yu Küba Devrimci Silahlı Kuvvetler Bakanı olduğu 1996 yılında dört ABD vatandaşını öldürmekle suçladı. Söz konusu dönemde Miami’deki Küba kökenli karşı-devrimci bir çeteye ait küçük uçaklar Küba hava sahasının birden fazla kez ihlal etmiş, Küba da saldırgan eylemlerde bulunan bu uçakları vurmuştu. Castro, ülkesi Küba’nın egemenlik hakkını koruduğu için suçlanamaz. 30 yıl önceki bir olayın Küba’ya yönelik yasa dışı abluka sürdüğü ve Trump’ın işgal tehditlerini yinelediği günlerde bu şekilde gündeme getirilmesi de emperyalist haydutun sosyalist Küba’nın onurlu direnişine yönelik hazımsızlığının göstergesi.
Trump, başka sahalarda aldığı yenilgileri Küba’ya yönelik saldırganlıkla unutturmaya ve bir “Küba zaferi”yle telafi etmeye çalışıyor. İran, ABD-İsrail ikilisinin emperyalist saldırısını boşa çıkardı ve müzakerede ibre İran’dan yana dönmeye başladı. Trump’ın Çin ziyareti de ABD hegemonyasındaki gerilemenin görünür olduğu bir uğrak haline geldi. Trump, bu koşullar altında görece zayıf olarak gördüğü Küba’yı hırpalayarak görüntüyü kurtarmaya çalışıyor. ABD emperyalizmi Küba’yı haydutlukla dize getirmeye ve tıpkı devrim öncesinde olduğu gibi Epstein adasına dönüştürmeye çalışmaktadır. Sosyalist Küba örgütlü halkın gücüyle direnmeye ve insanlığa umut olmaya devam edecektir.

