- Başkent Ankara’da toplanan NATO zirvesi, bir süredir devam eden emperyalist-kapitalist sistemin krizi ve ABD hegemonyasındaki gerilemenin ürünü olan gelişmelere sahne olmuştur. Zirvede ABD yönetiminin kontrollü geri çekilme stratejisi doğrultusundaki talepleri kayda değer düzeyde kabul gördüyse de emperyalistler arası çelişkiler ve sistemin krizi sürmektedir ve bunların aşılmasının önünde nesnel engeller vardır.
- Trump yönetiminin sistemdeki krizi ve buna bağlı olarak NATO’daki dağınıklığı aşmaya yönelik bir stratejik açılım olarak ortaya attığı NATO 3.0 kavramı zirve etrafındaki tartışmalara kısmen yön vermiştir. Askeri harcamalar ve NATO içi işbölümü bağlamında güncel Amerikan ekseninin göreli ağırlığı arttıysa da NATO içi gerilimler sürmektedir.
- Emperyalistler arasındaki öncelik farklılaşması sonuç bildirgesinin diline de yansımış, Rusya ve İran’a karşı savaş başlıklarında ABD ve AB’nin öncelikleri eklektik biçimde yan yana getirilmiştir. Bildirgede Kanada ve Avrupalı devletlerin sanki tek bir blok oluşturuyor gibi yan yana anılmaları NATO içi taraflaşma görüntüsü ortaya çıkarmıştır. İç tartışmaları zamana yaymayı tercih eden NATO, doğrultudaki belirsizliği ise silahlanmaya ve savaş çığırtkanlığına hız vererek aşma eğilimi göstermektedir.
- NATO zirvesinin birinci gündemi olan silahlanma hamlesi, emperyalist blok adına hem ekonomik hem de siyasi-ideolojik ayakları olan bir toparlanma denemesidir. Ekonomik alanda artan askeri yatırımlardan aslan payını Amerikan şirketlerinin mi Avrupa şirketlerinin mi alacağına dair rekabet sürmektedir ve bu rekabete AKP iktidarı dahil farklı aktörler güçleri ölçüsünde dahil olmaktadır. Emperyalist blokun topyekun silahlanma eğilimi ve uluslararası silah tekelleri arası rekabet, insanlığı yeni bir büyük savaşlar döngüsüne daha fazla yaklaştırmaktadır.
- Emperyalistler arası öncelik farklılıkları blok halinde strateji geliştirmeyi zorlaştırmakta, NATO’nun hareket hızını yavaşlatmaktadır. Emperyalistler adına açık bir zaaf olan bu durum, kriz yönetiminin silahlanma ile idare edilmesi nedeniyle dünya halkları adına kendi başına olumlu bir tablo sunmamaktadır. Rusya’ya karşı savaşta ABD’nin, İran’a karşı savaşta ise AB’nin bu aşamada taahhüt altına girmekteki isteksizlikleri NATO içinde önemsiz olmayan sorunlar yaratsa da taraflar NATO’nun iç krizlerini ötelemek adına bu iki ülkeye karşı düşmanlığı eş zamanlı olarak körüklemekte hemfikirdir.
- Rusya’ya karşı savaşı kızıştırmak adına Ukrayna’da kukla Zelenski yönetimine yapılacak askeri yardımların artırılması ve Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı silahlanmaya hız vermesi yönünde alınan kararlar, insanlığın geçtiğimiz yüzyıldaki korkunç savaş deneyimlerinin tekrarlanması riskini artırmaktadır. AB içindeki kriz dinamiklerini öteleme amacı da taşıyan bu hamleler, Rusya’ya karşı daha büyük çaplı bir topyekun savaş riskini artırmanın yanı sıra tek tek Avrupalı devletlerin saldırganlık eğilimlerini de güçlendirecektir. Askeri kapasiteleri güçlenen AB ülkelerinin kendi ajandaları doğrultusunda hamlelere girişmeleri olasıdır ve bu kontrolsüzlük gerek savaş tehlikesini gerekse Avrupa genelindeki aşırı sağ yükselişi şiddetlendirecektir.
- ABD’nin İran karşısındaki askeri başarısızlığı, emperyalist blokun krizini derinleştirdiği gibi zaaflarını da daha görünür hale getirmiştir. Emperyalist ideologlar aksini iddia etse de emperyalizmin yenilmez olmadığı açığa çıkmıştır. ABD-İran arası müzakerelerin yılan hikayesine dönmesi ve savaş ile ateşkes arasındaki gitgellerin sıklığı, ABD emperyalizminin salt hazımsızlığını değil, siyasi becerilerinin sınırını da göstermektedir. Emperyalizm askeri sahadaki tıkanmayı diplomasi yoluyla geride bırakmayı başaramamaktadır. Bu yetersizlik nedeniyle emperyalistler; Irak, Libya ve Afganistan örneklerinde görüldüğü gibi askeri hedeflerine ulaştıkları ülkelerde de sürdürülebilir bir siyasi düzlem oluşturmakta başarısız olabilmektedir. Toparlayıcı bir siyasal-ideolojik çerçeve oluşturmakta zorlanan emperyalist blok, buna bağlı olarak oyun kurma kapasitesini yitirmektedir.
- AKP iktidarı NATO’nun artan saldırganlık eğilimini ve iç gerilimlerini fırsat olarak görmekte, Türkiye’yi Amerikan eksenine sabitleyerek savaş ganimetinden pay almaya çalışmaktadır. Toplumu terörize etmek adına hamasetle yaklaşılan dış politika açılımlarının Türkiye’nin kaderini ABD emperyalizmine ipotek etme ve bölgede ABD’nin ana taşeronu olarak kabul görme hedefine yöneliktir.
- AKP iktidarının soykırımcı İsrail yönetimiyle kısmen gerçeklik taşıyan gerilimleri tutarlı bir anti-emperyalist ve anti-Siyonist politikanın değil, taşeronlar arası rekabetin ürünüdür. Geçmişte ABD ile kimi gerilimlere de yol açan pazarlıkçılığını “stratejik özerklik” olarak sunan AKP, bugün Yeni Osmanlıcılığı ABD ile tam uyum içinde yeniden tanımlamaktadır. NATO’ya yönelik “360 derece güvenlik” ve “doğu ve güney kanatları arasında denge” önermeleri de Batı Asya ve Kuzey Afrika’da hareket alanını genişletmeye yöneliktir. Bu politika, ABD’nin kontrollü ve kısmi olarak geri çekilmeyi planladığı bölgede Türkiye’yi ABD’nin ana taşeronu haline getirmekten ibarettir. Türkiye’yi ABD-İsrail planlarına direnen İran’la karşı karşıya getirecek olan bu denklem, halkımız adına onursuz olduğu kadar tehlikeli de bir oyundur.
- Suriye’nin düşürülerek ABD-İngiliz uşağı HTŞ çetelerine teslim edildiği koşullarda başlatılan Amerikan Barışı, karşı-devrim iktidarının ülke ve bölgedeki hesapları bağlamında anlam kazanmaktadır. AKP ile Kürt ulusal hareketi arasında AKP’nin daha avantajlı olduğu kaygan bir zeminde yürüyen süreç, Türkiye’nin içinde ve dışında iktidar için pürüz yaratabilecek bir siyasi dinamiğin Yeni Osmanlıcı projeye eklemlenmesini temsil etmektedir. ABD planlarıyla uyum içinde yürütülen bu süreçten halk yararına bir sonuç çıkması imkansızdır.
- AKP’nin artan emperyalist saldırganlıktan pay almaya yönelik denemeleri ile ülke içinde kurduğu siyasi denklem arasında tutarlılık vardır. Emperyalist savaşlarda rol almaya hazırlanan işbirlikçi iktidar, bu doğrultuda “iç cepheyi sağlamlaştırma” adına tüm muhalefet odaklarını sindirmeye ve halkı siyasal alandan tamamen tasfiye etmeye çalışmaktadır. Türkiye’nin aydınlık geleceği için verilecek kavga, Türkiye’deki mücadele başlıklarını tutarlılıkla birbirine bağlamalıdır. Emperyalistler halkımızın özgürlüğüne düşmandır. Halkın özgürlüğü için verilen mücadele emperyalizmi, ülkemizin bağımsızlığı için verilen mücadele de karşı-devrimi ve gericiliği karşısına almadan başarıya ulaşamaz.
- NATO zirvesi nedeniyle Ankara’da uygulanan fiili sıkıyönetim ve abluka, zirvenin ve NATO ittifakının temsil ettiği politik akılla uyumludur. İnsanlığı savaşa sürüklemeyi tasarlayan emperyalist savaş örgütünün ihtiyacı, halkın devre dışı bırakılması ve sesinin kesilmesidir. Halkımızdan utanan AKP iktidarının yurttaşları evlerine kapatmaya ve emekçi mahallelerini emperyalist efendilerinden gizlemeye yönelik onur kırıcı uygulamaları, Türkiye’yi emperyalistlere pazarlama hedefinin doğal parçası sayılmalıdır. NATO insanlık düşmanı bir örgüttür ve NATO’nun geçtiği yerde halk düşmanlığının hüküm sürmesi kaçınılmazdır.
- Ülkemizde toplanan emperyalist savaş örgütü NATO zirvesini bir mücadele başlığı olarak gündemine alan ve NATO’ya karşı ses çıkaran tek siyasi odak sosyalist hareket olmuştur. Türkiye’nin eşitlikçi, özgür, bağımsız ve laik bir cumhuriyet olarak varlığını sürdürmesinin tek çıkar yolu devrim ve sosyalizmdir. AKP’nin yurdumuzu mahkum ettiği karanlığa teslim olmayan tüm yurttaşları elini taşın altına koymaya, devrim ve sosyalizm için örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

