Maden işçisi mücadeleye devam ediyor
Doruk Madencilik işçileri Ankara’da Kurtuluş Parkı’nda direnmeye devam ediyor. Eskişehir’den Ankara’ya yürüyerek gelen ve alanda gösterdikleri kararlılıkla Türkiye işçi sınıfına umut ve cesaret aşılayan madenciler, aylardır ödenmeyen hakları için mücadele ediyor.
Maden işçisini açlığa mahkum eden Yıldızlar SSS Holding, AKP iktidarının kamu kaynaklarını peşkeş çekerek semirttiği yandaş sermaye gruplarından yalnızca biri. Daha önce Fethullahçı çeteye peşkeş çekilen maden bölgesine sonrasında TMSF tarafından el konulurken, bir dönem AKP milletvekilliği de yapmış olan Sebahattin Yıldız’ın sahibi olduğu holding piyasadan borçları satın alarak yok pahasına madenin sahibi oldu. Satın alımın tüm borçları karşılamasına rağmen işçilerin TMSF döneminden kalan alacakları da tıpkı sonraki hak edişleri gibi ödenmedi.
Bir yanda patronlar ile düzen siyasetinin diğer yanda ise direnen işçiler ve onlara destek veren Ankara halkının saf tuttuğu madenci direnişi, bizleri yoksulluğa mahkum edenin kim olduğunu da mücadelenin hangi eksende verilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.
Maden işçisi, yeryüzündeki tüm zenginliği üreten sınıf olarak örgütlülüğüne ve iradesine güvenerek mücadele ediyor. Madencinin hak mücadelesi, tüm emekçi halkımızın mücadelesidir. Direnen işçiler kazanırsa halkımız kazanır. Tüm halkı direnen işçinin sesine güç vermeye, işçilerin mücadelesine destek olmaya çağırıyoruz.
Yaşasın 1 Mayıs!
İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşıyor. İngiliz Mehmet’in uluslararası finans tekellerini kayıran ekonomi yönetimi sömürücü patronları semirtmeye, AKP iktidarı bölgemizdeki emperyalist savaştan ihale kapmak için fırsat kollamaya devam ederken emekçilerin payına ise işsizlik ve yoksulluk düşüyor. Amerikanlaştırma ve sömürü çocukların canlarını alıyor. Ankara Kurtuluş Parkı’nda madencilerin direnişi işçi sınıfımıza umut ve cesaret aşılıyor. 1 Mayıs, memleketin durumu ve Türkiye işçi sınıfının önündeki mücadele görevlerine dair söylenecekleri hatırlatmak için anlam kazanıyor.
Türkiye işçi sınıfı ağır sömürü ve soygun koşullarına mahkum edilmekte, örgütsüz olduğu için patron sınıfının saldırılarına gereken yanıtları vermekte zorlanmaktadır. Bu sıkışmayı aşmanın yolu, öncelikle emekçilerin talep ve çıkarlarını siyasal alanda temsil eden devrimci siyasetin örgütlü gücünün büyütülmesinden geçmektedir. Öte yandan yerleşik sendikal yapılar düzen siyaseti tarafından kuşatılmış, sendikal hareket içinde ilerici bir damar olma iddiasındaki konfederasyonlar düzen muhalefetinin güdümüne girmiştir. Karşı-devrime ve emperyalist barbarlığa gözünü kulağını kapatan sendikalar sınıftan da kopmuş, işçileri örgütleme ve harekete geçirme kapasitelerini yitirmiştir. 1 Mayıs öncelikle emekçi halkın ayağa kalkmak için güç topladığı, kararlılık gösterdiği bir gün olmalıdır. Devrim Partisi 1 Mayıs’a bu bilinç ve kararlılıkla yaklaşmakta, emekçi halkın öfkesini 1 Mayıs alanlarına taşıma sorumluluğuyla mücadele etmektedir.
Paranın padişahlığını, yobazın karanlığını ve yabancının roketini yenecek olan işçi sınıfının bayramında tüm halkımızı alanlara çağırıyoruz. Soygun ve sömürü düzenine karşı mücadeleyi büyütmek, “Geldikleri gibi giderler” sesini yükseltmek için 1 Mayıs’ta alanlara!
Çocukları AKP’den kim koruyacak?
Geçtiğimiz hafta mecliste kabul edilen yasaya göre 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya platformlarını kullanımı yasaklandı. Kullanıcılarının 15 yaşın üstünde olduğunu denetleme ve kanıtlama sorumluluğu ilgili platformlara verilirken yasa 6 ay sonra yürürlüğe girecek. “Kanıtlama” ibaresi ise uygulamanın basit bir beyana göre değil de kimlik ibrazı ya da e-devlet entegrasyonu ile uygulanması gerekiyor.
Bu durumun kendisi çocuklara yönelik önlemlerin değil, tüm yurttaşların üzerinde olan AKP baskısının sosyal medya platformlarında da artacağı anlamına geliyor. Zaten halihazırda her türlü sahte hesap ve “troll” uygulaması iktidar ve yandaşları tarafından uygulanabilirken, yurttaşların iktidara yönelik en ufak çıkışları bile mahkemeye taşınıyor.
AKP iktidarı, her gerçek sorunda olduğu gibi yalnızca siyasi sorumluluktan kaçmakla kalmıyor. Çözüm adı altında kendi siyasi çıkarlarına ve gerici ajandasına uygun adımları öne sürüyor. Sosyal medya ortamındaki yanlış bilgi yaygınlığı bahane edilerek çıkarılan “dezenformasyon yasası” kapsamında gerçekleri yazan gazeteciler hapsedilirken, iktidar her türlü yalanı özgürce yayıyor. Mevcut yasanın farklı bir biçimde uygulanacağını düşünmek için ise hiçbir neden yok.
Bugün çocukların ve gençlerin içine düşürüldüğü durumun bir numaralı sorumlusu 24 yıldır iktidarda olan AKP’dir. Tarikatlarda istismar edilen, MESEM kapsamında ölümün kıyısında çalışan çocuklar, okullarda son dönemde yaşananlar hepsi yobazlar iktidarının “ustalık eseri”dir. Çocukları gericiliğin ve piyasacılığın pençesinden gerçekten korumanın yolu AKP iktidarından kurtulmaktan geçer.

