Okulları kana bulayan karşı-devrimdir
Geçtiğimiz hafta birer gün ara ile Urfa-Siverek ve Maraş’ta, daha önce ancak ABD gibi toplumsal çürümenin en yüksek düzeye vardığı ülkelerde gerçekleşen tarzda okul saldırıları gerçekleşti. Bu saldırılar AKP eliyle yürütülen karşı-devrimin toplumsal hayata yönelik ne denli büyük birer tehdit olduğunun göstergesidir.
Geleceksizlik ve güvencesizlik, iktidarın devlet okullarını yalnızca gerici ajandasını yürütecek birer araç olarak değerlendirmesi, yurttaşlığın aşınması, yalnızlık ortamı; hepsi bir bütün olarak bugün içine düştüğümüz karanlığın ayrı ayrı ifadeleridir.
Hem iktidar medyasında hem de muhalif medyada yaşananları magazinel bir biçimde aktarma kaygısı ise tehlikenin daha da büyüyeceğinin önemli bir göstergesidir. Amerikanlaşma durdurulmadığı sürece çocuklarımız dahil hiçbir yurttaşımız güvende olmayacak.
Güvenliğin acil bir sorun olduğu açıktır. Bu nedenle hem öğrenci velilerinin hem de öğretmenlerin bu konuda beklentilere girmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak, özellikle Maraş saldırısına giden süreçte emniyet müdürü olan babanın rolü de açıkça gösteriyor ki alınabilecek polisiye önlemlerin güvenlik sorununu çözmek bir yana daha da artırması kaçınılmazdır.
İktidarın her olayda sorumluluktan kaçmak için ortaya sürdüğü “siyaset dışı” ifadeleri sorunun çözümünün de anahtarıdır. Yaşananlar tümüyle siyasi süreçlerin ürünüdür ve sorumlular hesap vermeden herhangi bir iyiye gidiş beklemek boşunadır.
AKP, iktidarı boyunca emekçilerin bir kısmını diğer bir kısmı ile karşı karşıya getirerek sorumluluktan kaçma yolunu izlemiştir. Halk düşmanı sağlık politikalarını gizlemek için doktorları hastaların ve yakınlarının önüne atmış, sağlıkta şiddetin tırmanmasına yol açmıştır. Sabun bile bulunmayan okullar gündeme gelmesin diye öğretmenleri itibarsızlaştırmış, aileler ile karşı karşıya getirmiştir.
Toplumun bedensel ve ruhsal sağlığını ayakta tutmakla ve gelecek nesilleri sağlıklı bir biçimde yetiştirmekle yükümlü olan kamu görevlilerine yönelik itibarsızlaştırma karşı-devrim sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur.
Güvenli ve sağlıklı bir eğitim süreci için ilk adım, tarikatlara ve çetelere hizmet eden bakan Yusuf Tekin’in görevden el çektirilmesidir.
Yaşan toplumsal çürümeyi tamamen sona erdirmek ise açıkça bir devrim sorunudur. Gericilerden, onların hizmet ettiği sömürücülerden ve emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmak Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe erişmesinin tek gerçekçi yoludur.
ABD ve işbirlikçileri yeniliyor
İran’ın emperyalist saldırıya karşı haklı direnişi, diplomasi masasında da ABD-İsrail planlarını bozmaya devam ediyor. İran ve bölgedeki müttefiklerinin beklenmeyen düzeyde direnç göstermesiyle ateşkes talep eden ABD, müzakereyi tuzağa ve teslimiyete çevirmeye dönük hamlelerinden de sonuç alamıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyeti kanıksanırken İsrail’in Lübnan’daki direniş güçlerini tecrit etmeye yönelik dayatmaları ise boşa düştü. İran’da hesapları bozulan ABD, Hürmüz’den geçişlerle ilgili İran’ın beklediği tavizleri verirken İsrail’i de dizginleyerek Lübnan’a yönelik saldırıları durdurttu.
İran’ın gösterdiği direncin oluşturduğu yeni denge ABD emperyalizminin yenilmezlik imajını sarsmış, emperyalistlerin yenilebileceğini ve bunun yolunu somut olarak göstermiştir. Dünya üzerindeki hegemonyası aşınmakta olan ABD’nin kontrollü çekilme stratejisine darbe vuran bu süreç, İran’a denk sayılabilecek bir potansiyel taşımakta olan ülkemiz adına da anlamlı dersler barındırmaktadır. AKP iktidarı ise tüm bu süreçte emperyalistlerin yanında saf tutma onursuzluğunu tercih etmiştir. Türkiye’nin emperyalist NATO ittifakındaki yerini pekiştirme çabasındaki karşı-devrim iktidarı ülkemizdeki NATO üslerini İran’a emperyalist saldırının lojistiğinde kullandırmayı sürdürmüş, İsrail’e petrol başta olmak üzere saldırganlığı sürdürmekte ihtiyaç duyduğu ürünlerin sevkiyatını durdurmamıştır. AKP’li Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da İran’ın haklı direnişine destek olmak bir yana İran’a “ABD’ye nasıl teslim olunacağı” konusunda akıl vermeye kalkmış,Türkiye’yi hedef almadığı açık olan füzelerle ilgili olarak İran’ı hedef göstermiş, işbirlikçi bölge hükümetlerinin İran’a yönelik saldırı için İran’ı suçlayan utanç verici bildirisine ülkemiz adına imza vermiştir.
Türkiye’nin yeri emperyalist ittifak değil, direnişin safıdır. Türkiye’nin geleceği işbirlikçi ve gerici AKP’de değil, emperyalistlerin karşısına “Geldikleri gibi giderler” diye dikilen devrimcilerin iradesindedir. Emekçi halkımız NATO’ya ve emperyalist barbarlığa karşı mutlaka ayağa kalkacaktır.

