İçeriğe geç

Kürecik ve İncirlik Kapatılmalıdır

ABD, halkımız için bir güvenlik sorunudur

ABD-İsrail’in iki haftayı aşkın süre önce başlayan emperyalist saldırısına karşı İran’ın direnişi sürüyor. Saldırının gerekçesi ve hedefleri konusunda tutarlı bir söylem geliştiremeyen Trump yönetiminin İran’ın bu düzeyde direnç göstermesine hazırlıksız yakalandığı, işin içinden sıyrılmak için daha fazla ülkeyi İran’a karşı işlenen suça ortak etmeye çalıştığı görülüyor. Asimetrik bir mali ve askeri üstünlükle saldırdıkları İran’da bekledikleri hızlı çöküş ve çözülüşü tetikleyemeyen emperyalistlerin caydırıcılığı ve güvenilirliği sorgulanırken bölgede Lübnan ve Gazze’den İran’a geniş bir coğrafyada da yurtsever dinamiklerin canlandığı gözlemleniyor. Kaderini ve iradesini emperyalistlere teslim etmiş devrik Şahlık unsurları ve bunların peşine takılan güruhlar dışında İran halkının genelinin de ülkedeki siyasi rejime yönelik tutumlarından ayrı olarak ülkelerine sahip çıkarak ABD’nin kurduğu oyunu bozdukları görülüyor.

Bu süreçte Türkiye’nin konumuna ve Türkiye’yi savaşa sürüklemeye yönelik çabalara da dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye her ne kadar emperyalist saldırının doğrudan parçası haline gelmemiş olsa da NATO’da somutlanan emperyalizme bağımlılık, ülkemizi objektif olarak emperyalistlerle aynı kampa yerleştirmektedir. Kardeş İran halkına karşı kullanılma potansiyeli olan nükleer başlık dahil Amerikan silahları ülkemizde bulundurulmakta, farklı şehirlerdeki hava üsleri emperyalist saldırının lojistiğinde kullanılmakta, ülkemizde kurulu Amerikan radarları İran’a karşı istihbarat toplamaktadır. Amerikan radarlarını korumak için kurulan yeni Patriot sistemleri Türkiye’yi saldırganların yanına doğru itmektedir. Türkiye’deki Amerikan askeri varlıkları bölge halklarıyla dayanışma gereğiyle bağdaşmadığı gibi ülkemizi potansiyel hedef haline getirmekte, ülke güvenliği açısından tehdit oluşturmaktadır. Türkiye NATO’dan derhal çıkmalı, ABD ve NATO üslerine el koymalı, Amerikan askerlerini sınır dışı etmelidir.

“NATO Türkiye’nin güvenliğini sağlıyor” yalanını pompalayan Amerikancı çevreler de ülkemiz topraklarına düşen NATO savunma füzesi parçalarından dolayı İran’ı suçlayan iktidar yetkilileri de gerçeği çarpıtmaktadır. Yine iktidarla organik bağı olan kimi çevrelerin son dönemde hız verdiği mezhepçi nefret söylemlerinin de bu çevrelerin bağnazlığı ötesinde bir siyasi operasyona yönelik olduğu açıktır. Suriye’ye karşı emperyalist çullanmaya alkış tutan, bölgedeki direniş güçlerinin önemli bir bölümüne İsrail ağzıyla düşmanlık eden bu çevreler ülkemizi kardeş İran halkına karşı emperyalist savaşa sürüklemeye çalışmakta, alenen ABD ve İsrail’e hizmet etmektedir. Türkiye’nin savaşa sürüklenmesine izin vermeyeceğiz.

19 Mart’tan bugüne: Halk yine yalnız bırakıldı


19 Mart eylemlerinin birinci yıldönümüne yaklaşıyoruz. 19 Mart günü başlayan halk direnişi, karşı-devrim iktidarının yurttaşlığı tasfiye girişimine karşı kitlesel bir tepkiydi. Sokaklara dökülen milyonlar, AKP’nin tüm hesaplarını altüst etti. Aradan bir yıl geçti. Bugün ise İmamoğlu davası sürüyor, yargı operasyonları dalga dalga devam ediyor, belediye başkanlarına yönelik saldırılar genişliyor. AKP, operasyonlardan beklediği siyasi sonucu bir yılda tam olarak alamadıysa da halkın bu meseleye yönelik ilgisinin zayıflamış olduğu yadsınamaz bir gerçek. Peki bunun sorumlusu kim?

Halkın ilgisinin doğal olarak geri çekilmesinin birincil nedeni, düzen muhalefetinin kendini ayrı bir siyasal odak olarak kur(a)mamasıdır. CHP, 19 Mart’ın yarattığı muazzam enerjiyi bir mücadele hattına dönüştürmek yerine, bu enerjiyi soğuran bir strateji izledi. AKP’nin izlediği politikalarla temelden ayrışan herhangi bir programa sahip çıkmadı. Mehmet Şimşek eliyle yürütülen yoksullaştırma politikalarına karşı emekçinin yanında yer almak yerine, aynı iktisadi politikaları benimsedi. Emperyalist güçlerle ilişkilerde AKP’den farklı bir şey söylemediği gibi, Batılı merkezlerden medet umarak halka değil dış aktörlere yaslanmayı tercih etti.

Emperyalist operasyonlar bölgeyi yeniden biçimlendirirken ve Türkiye bu operasyonlara fiilen dahil edilirken sessiz kalmayı tercih eden bir muhalefet, kendi ülkesinde ayrı bir odak olarak var olamaz. Tüm bunlar, 19 Mart’ın birinci yılını doldurduğumuz şu günlerde, CHP’nin AKP karşıtı kavganın odağı olamayacağını bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Tüm bu tabloda asıl görülmesi gereken ise düzen siyasetinin halka duyduğu derin güvensizliktir. Halk, 19 Mart’ta üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Meydanları doldurdu, barikatları aştı, yurttaşlık iradesini gösterdi. Ancak bu irade, düzen muhalefeti tarafından bir mücadele programına dönüştürülmek yerine anlamsız mitinglerin figüranlığına, kürsü konuşmalarının tekdüzeliğine hapsedildi. Halkın enerjisi örgütlü bir güce kavuşturulmadı, aksine kontrol altında tutulmaya çalışıldı. Sokaklara çıkan milyonlar, nihayetinde yalnız bırakıldı. Halktan korkan, ona güvenmeyen, onu edilgen bir seyirci konumunda tutmayı tercih eden bir siyaset anlayışı, AKP karşısındaki mücadelenin de önündeki en büyük engellerden biridir.

Geçtiğimiz bir yılın dersi açık: AKP’den kurtulma mücadelesi, halkı dışlayan düzen siyasetinin araçlarıyla yürütülemez. 19 Mart’ta ortaya çıkan irade değerlidir ve hâlâ yerindedir. Bu iradeyi sahiplenecek, ona program ve örgütlülük katacak, emekçi halkın gerçek çıkarlarını savunacak ve emperyalizme karşı net bir tutum alacak bir siyasi hattın inşası, önümüzdeki dönemin en yakıcı görevidir.