AKP kan istiyor
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, geçtiğimiz günlerde Antalya’da düzenlenen Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı’nda yaptığı konuşmada, tüm dünyada çatışmaların artışını açık bir biçimde “fırsat” olarak tanımladı. Silahlanma yarışına hız veren NATO Genel Sekreteri’nin Türkiye’deki savunma sanayiine övgüsünden ise ihale kapma telaşındaki taşeron edasıyla memnuniyetle bahsetti.
Milyonların yerinden edildiği, pek çok ülkenin yıkıma sürüklendiği savaşların “fırsat” olarak tanımlanması, sermaye düzeninin ve AKP iktidarının mantığının dışavurumu. Onlara göre savaş, önlenmesi gereken bir durum değil, yararlanılması, parçası olunması gereken bir ticari fırsat.
Emperyalist-kapitalist sistemde savaşların önlenemeyeceği açık. Dünya emperyalist güçlerce adım adım savaşa sürüklenirken AKP iktidarı da yaklaşan yıkımlardan pay kapma derdinde. Emperyalistler ve patronlar kârlarına kâr katmak için yeni savaşlar çıkarmaya hazırlanırken emekçi halkların payına ise kan ve yıkım düşüyor. Sömürü düzenini alaşağı etmedikçe sermayenin çıkarları için kurban edilmeye devam edeceğiz.
İran emperyalist abluka altında
İran’a yönelik ABD saldırganlığı devam ediyor. İran’ı haftalardır vurmakla tehdit eden ABD, İran’ın yakınlarına askeri yığınağı artırarak tacizi yoğunlaştırıyor. Venezuela’da devlet başkanını kaçıran, NATO üyesi müttefiklerinden de toprak almak için tehditlere başvurmaktan geri kalmayan Trump yönetimi haydutluğu norm haline getiriyor ve kaba kuvvetle tüm kural, kurum ve teamülleri yerle bir ediyor. ABD emperyalizminin zorbalıkları işbirlikçi hükümetler dahil dünya genelinde hoşnutsuzluğu artırsa da muhatabına kayda değer bir bedel ödetilmedikçe haydut istediğini almış, haydutluğunu meşrulaştırmış oluyor.
İran’ın ABD tehditleri karşısındaki tavizsiz tutumu ve geçmişteki gerginliklerin aksine “kontrollü saldırı-göstermelik yanıt” formülünü bu kez reddetmekte olması bu açıdan not edilmelidir. ABD’nin geçmişteki saldırılarında kontrolsüz tırmanışlara yol açmaktan kaçınan İran’ın gelinen noktada varlığını korumak için en sert yanıtı verme hakkını ortaya koyması meşrudur ve ABD saldırganlığının durdurulması adına önemlidir. Bölgede ve dünyada barışın önündeki tehdit İran değil, İran’ı da hedef alan ABD-İsrail saldırganlığıdır. İran’ın siyasal-toplumsal düzeni ile ilgili gerçek sorunlar, İran’a yönelik emperyalist saldırganlığa en ufak meşruiyet kazandıramaz çünkü İran’ın hedef alınmasının nedeni bu sorunlar değil, emperyalist planlar karşısında gösterdiği direnç ve Filistin direnişiyle dayanışmasıdır. Emperyalizm mutlaka yenilecektir ve dünya halkları emperyalist barbarlığa karşı İran halkının yanındadır.
Suriye’de Amerikan barışı
Suriye’de haftalardır devam eden gerilim, HTŞ ile SDG arasında anlaşmayla sonuçlandı. ABD ve diğer Batılı emperyalistlerin telkinlerini dinleyerek masadan kalkmayan taraflar, yine bu telkinler doğrultusunda uzlaşmacı davranarak bölgede ABD’nin kurduğu geçici dengeye halel getirmemeyi tercih etti. Anlaşma içeriğine dair taraflar arası fikir ayrılığı devam etse de SDG’nin birkaç hafta öncesine göre çok daha azına razı olduğu, HTŞ’nin ise gardını düşürerek Suriye’nin Kürt yoğunluklu bölgelerinde SDG’nin bir düzeyde idari ve askeri özerkliğe sahip olmasını zımnen kabul ettiği görülüyor. Gelecekte çatışmaların tekrarlanması ve büyümesi ihtimali rafa kalkmamış olmakla birlikte çatışma ve müzakereye taraf olan tüm unsurların Amerikan barışına angaje oldukları aşikar.
Suriye’de SDG’nin temsil ettiği Kürt ulusal hareketinin tüm bu süreçteki sorumluluğunun bir kez daha altı çizilmelidir. Şimdilik çatışma çok fazla büyümeden uzlaşmaya varıldıysa da HTŞ çetelerinin iktidara oturtulduğu Suriye, yeni kanlı hesaplaşmalara gebedir ve bu durum elbette Suriye Kürtleri açısından da potansiyel tehdittir. 10 yılı aşkın süredir Suriye’de kaderini ABD emperyalizminin himayesine bağlayarak ABD çıkarları doğrultusunda Esad’ın devrilmesine yatırım yapan SDG, kendisinin de kayba uğradığı bu tablonun kurbanı değil sorumlusudur. Anlaşma öncesinde pompalanan kaygının aksine anlaşmanın içeriği ve duyurulma üslubu düşmanla varılan bir ateşkes ya da barış anlaşmasını değil, potansiyel bir müttefikle varılan siyasi uzlaşmayı işaret etmektedir. Bu doğaldır zira taraflar ABD işbirlikçiliğinde ortaklaşmıştır. Yine tarafların masada ellerini güçlendirmek için “bölücü terörist” ve “cihatçı terörist” suçlamalarıyla el yükseltmeleri de doğaldır. Doğal olmayan, Amerikan barışıyla işi olmayacak sosyalistlerin bu zemine doğru çekiştirilebilmesidir.
Emperyalizmin bölgeye tek vaadi yıkımdır. Suriye özelinde en yakıcı biçimde Alevilerin deneyimlediği bu gerçek Kürtler ve diğer kökenlerden tüm emekçiler için de geçerlidir. ABD’nin ipiyle kuyuya inmenin sonu karanlıktır, Ortadoğu halkları ABD’yi ve tüm emperyalistleri kovarak eşit, özgür ve barış içinde bir geleceğe birlikte yürüyecektir.

