Grönland krizi büyüyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın ilhakı için başlattığı tartışma sürüyor. Özellikle iklim değişikliği ile birlikte adanın buzul altında olmayan yüzölçümündeki artış, yeraltı ve yerüstü kaynakları için ABD’nin iştahını kabartmış durumda.
Amerikan tarafı, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir yönetime sahip olan adanın şimdiye kadar güvenliğini kendilerinin sağladığını ve adanın Danimarka tarafından kendilerine satılması gerektiğini ifade ediyor. İsteklerinin karşılanmadığı durumda ise adaya müdahale edecekleri tehdidini savuruyor. Danimarka bu isteği şiddetle reddederken iki ülkenin de NATO üyesi olduğunu hatırlatıyor. Grönland’ın az sayıdaki sakini ise geçtiğimiz hafta bağımsızlık talebi ile sokaklara çıktı.
Grönland konusu üzerinden yaşananları Trump’ın kişisel tarzına yormak ise doğru değil. ABD emperyalizmine teslim olmak, çokça düşünüldüğü gibi ülkelere rahatlık sağlamıyor. Tam tersine, emperyalistlerin daha da fazlasını istemesine alan açıyor. Danimarka’nın NATO’nun kurucu üyelerinden birisi olduğu gerçeği, özellikle Türkiye’nin NATO üyesi olmasının ülkemizi ABD saldırılarına karşı koruduğu tezini tek başına yalanlıyor.
Üstelik, Danimarka ilk de değil. ABD’nin Ortadoğu’daki en sadık müttefiklerinden Katar, henüz geçtiğimiz yıl İsrail tarafından bombalandı. Almanya’nın eski başbakanı Angela Merkel’in görev yaptığı yıllar boyunca ABD istihbaratı tarafından dinlenmiş olması da ABD’nin sınır tanımadığının önemli göstergelerinden birisi.
Emperyalist haydutluktan kurtulmanın yolu teslimiyetten değil, ona karşı mücadeleden geçiyor.
HTŞ-YPG gerilimi Halep’te sıcak çatışmaya dönüştü
Suriye’de HTŞ ile YPG arasındaki görüşmelerde bir süredir kendisini hissettiren gerilim, Halep’te sıcak çatışmaya dönüştü. Yaşanan çatışmanın ardından HTŞ, Halep’in tamamen ele geçirildiğini basına servis ederken, iki mahallede 6 gün boyunca direnilmiş olması PYD tarafından zafer olarak duyuruldu. Yaşananlar, hem Suriye’nin nasıl bir bataklık haline getirildiğini hem de Türkiye’de var olan çözüm sürecinin niteliğini bir kez daha göstermiş oldu.
Bölgede ve ülkemizde çatışan taraflar yalnızca emperyalistlerin çizdikleri çerçevede ortaklaşabiliyorlar: Geçmişte devrimlerle kurulmuş olanın bir bütün olarak tasfiyesi. Karşı-devrim temelinde kurulan masalar, yalnızca yıkarken uyumlu olma şansına sahip. Bu yağmacı tarzın, bölgemize olduğu gibi ülkemize de yıkım dışında bir şey vadetmediği açık.
Suriye’de Baas iktidarının düşürülmesi ile başlayan dönem basitçe bir iktidar değişimi değil, bildiğimiz anlamda Suriye’nin bir ülke olarak ortadan kalkmasıdır. Emperyalistler ve onların çıkarı için çalışan güçler için “birlik” ya da “demokrasi” iddiaları ganimet paylaşımında kimin ne alacağına yönelik bir pazarlığın ifadesinden ibarettir. Suriye, yeniden bir ülke olacaksa mevcut herhangi bir odağa bağlı olmayan, anti-emperyalist ve laik bir çizginin güç haline gelmesi tek çözümdür.
Hedefte İran var
Son günlerdeki gelişmeler, emperyalistler açısından İran gündeminin yeni bir boyuta geçtiğini gösteriyor. Suriye’nin cihatçılar tarafından ele geçirilmesinin ardından ABD ve İsrail’in daha fazla hedef almaya başladığı İran’da ekonomik sorunların tetiklediği eylemler Trump’ın açıklamaları, Şahçıların kışkırtmaları ve emperyalist psikolojik harp araçlarıyla ülkenin kuşatılmasının bahanesine dönüştürülmek isteniyor.
Başta ABD ve İsrail olmak üzere, emperyalist güçlerin hem İran’da hem de bölgede söz söyleme hakkının olmadığını vurgulamak gerekiyor. Emperyalist planlar bir bütün olarak karşıya alınmadığı sürece ortaya çıkacak olan tek sonuç daha fazla yıkımdır.
Diğer taraftan, emperyalist müdahaleler gündeme geldiğinde, liberallerin talimatla hareket edercesine ülkelerin iç sorunlarını gündem etmesi de ayrıca not edilmelidir. Dün Venezuela bugünse İran’la ilgili bu tartışmalar, söz konusu halkların gerçek sorunlarını çözmeye değil, emperyalist müdahaleye meşruiyet kazandırmaya hizmet etmektedir. Bugün İran hedeftir ve ABD-İsrail ikilisi, İran’a geçen yıl yaptıkları saldırıyı daha şiddetli ve yıkıcı bir biçimde tekrarlamaya hazırlanmaktadır.
İran’da molla rejiminin emperyalistlerin ajandasıyla tartışmaya açılması İran’ın laik bir ülkeye dönüşmesine değil, emperyalistlerce paramparça edilmesine hizmet edecektir. İran’ın ve tüm Ortadoğu’nun kurtuluşu anti-emperyalist, bağımsız ve laik bir eksende halkın çıkarlarını merkeze alan bir hattın güçlendirilmesiyle mümkündür.

